Japonlarla İletişim
1. Giriş
Sınırların ortadan kalkması ve şirketlerin dünyaya açılarak küresel
pazarlar ve standartlar oluşturmaları, bugün bir çeşit "fiili
gerçeklik"le yüz yüze gelmemize neden olmuştur. Öyle ki, bugün
Londra'da, Banghok'ta, Rio de Janeiro'da veya dünyanın neresinde
olursanız olun aynı ürünlere, aynı logolara rastlayabilirsiniz.
Günümüzün dünyasında Fransız bir işadamı, Malezya'da montajı yapılmış
bir ürünü satmak için Japon bir işadamıyla çalışabilmektedir.
Bütün bunlara hızla gelişen (internet, elektronik posta, vs.) iletişim
teknolojilerini de ekleyecek olursak, dünyanın gittikçe küçüldüğünü
rahatlıkla görebiliriz.
Ürünlerin benzer ve aynı olduğu böyle bir global ortamda, kültürel
farklılıklara rağmen
"aynı dil"in konuşulduğunu varsayabiliriz. Fakat sözkonusu
benzerlik yanıltıcı,
varsayımımız da tehlikeli olabilir.
Gerçekte, yabancılar Japonlarla iş yaparak tecrübe kazandıkça iletişimden
kaynaklanan zorlukların daha fazla farkına varmaktadırlar. Japonya'nın
günümüzün küresel kompleks iş ortamında rolü büyüktür; ve Japonya'da
veya yurtdışında Japon firmalarıyla çalışan yabancı işadamları,
farklı kültürel değerlerden, iş geleneklerinden ve dilden doğan
iletişim zorluklarıyla karşılaşabilmektedir.
Bir sonraki bölümde Japon toplumunun dayandığı kültürel değer ve
temeller
anlatılmaktadır. Bu bilgiler, okuyucuların iş uygulamalarındaki
farklılıklardan doğan iletişim
boşluklarını daha iyi dexerlendirip anlamalarını sağlayacaktır.
Her konu, işadamlarının
yaşadığı tecrübelerden doğan gerçek durumlarla beraber sunulmuştur.
Son bölümde ise
Japonlarla iletişim kurarken dilden kaynaklanan sorunlar açıklanmıştır.
Japon müşterilerinin, üreticilerinin ve iş ortaklarının kültürel
geçmişini iyi kavramış bir
yabancı işadamı, güçlü iş ilişkileri kurabilmek için daha hazırlıklı
olacak ve küresel
pazarlarda daha iyi iş olanakları yaratabilecektir.
2. Japon İletişim Tarzının Kültürel Temelleri
a. Grup Yönlendirmesi
Japon toplumunda her birey kimliğini aile, okul, şirket gibi ait
olduğu sosyal gruplar yoluyla elde etmiştir. Japonya'da işadamları
ilk tanışma anlarında, çoğu zaman çalıştıkları şirketin adını kendi
adlarından önce telaffuz etmektedirler.
Kaliforniya'yla aynı büyüklükte olan ve Rusya'yla aynı nüfusa sahip
Japonya'da ilişkilerin iyi tutulması yaşamsal öneme sahiptir. Japonlar
sosyal düzen ve uyumu korumak amacıyla belli kısıtlamalara inanagelmişlerdir.
Duygular, özellikle olumsuz olanları, açıkça ifade edilmez. Bu Japonların
bireysel fikirlerini bastırdıkları anlamına gelmemektedir. Fakat
ayrılıkları tartışmak ve çözmek için mutlaka uygun bir yol vardır.
Bu da, aleni tartışma ve yüzleşme içermeyen dolaylı ve özel bir
yoldur.
Kurallara uyma eğilimi
Japonlara karşı çıksalarda birçok şeyi saygı için kabul etmelerini
öğütleyen Japon atasözleri bulunmaktadır.
Bunlara örnek olarak "Nagai mono niwa makarero" (Onları
yenemiyorsan onlara katıl) ve "Goo ni ireba goo ni shitagae"
(Roma'dayken Romalılar gibi davran) deyişleri gösterilebilir. Sert
bir şekilde muhalefet eden veya kendi fikrinin doğruluğunda ısrar
eden bir birey, grup uyumunu bozmuş sayılıp "olgunlaşmamış"
olarak nitelendirilebilir. Diğer yandan, konuşmadan veya herhangi
bir davranış içine girmeden önce grubun menfaatlerini düşünen bir
birey, karakter sahibi ve olgunlaşmış bir insan olarak değerlendirilir.
Batılılar, Japonların bu itaate yönelik eğilimlerini bazen zayışık
ve düş gücü eksikliği olarak yorumlasalar da;
Japonya'da gruptaki diğerlerinin ne düşündüğüne bakmaksızın kendi
fikirlerini açıkça dile
getiren bir birey gülünç duruma düşüp inanırlığını yitirebilmektedir.
"Honne" ve "Tatemae" Kavramları
Japon toplumunun kolektif yapısından ve ilişkileri koruma gerekliliğinden
dolayı, Japonlar genellikle gerçek duyguları veya kişisel fikirleri
(honne) ile toplum içinde ne söylemeleri gerektiği (çünkü duruma
göre söylenecek uygun şey odur - tatemae)
arasında fark gözetirler. Bütün kültürlerde belli durumlarda böyle
bir ayrım vardır. Yine de
birçok yabancı işadamı, Japonlarla iş yaparken sözkonusu iki kavramı
birbirinden ayırt
edememekten dolayı düş kırıklığı yaşamaktadır."lar" başlıklı
bölümde "honne" ve tatemae"yi birbirinden ayırmak
için gerekli strateji ve yollar ele alınmıştır .
b. Hiyerarşi
Hiyerarşinin Kökleri Japonya'nın kolektif ilişkilere dayalı kültüründe,
hiyerarşik ilişkilere saygı gösterme ve onları sürdürme, hem toplumda
hem de iş dünyasında çok büyük önem taşımaktadır. Japon kültürü,
Konfüçyüs felsefesinin sosyal ahlak kuralları üzerine urulmuştur.
Bu sistemde insanlar dikey hiyerarşik ilişkiler içinde sıralanırlar.
(Örneğin müşteri satıcıya göre daha yukarıda yer alır). Sağlam bir
toplum yapısı bu hiyerarşik ilişkilerin korunmasına dayalıdır.
İş dünyasında Hiyerarşik İlişkiler
Satıcıyla müşteri arasındaki ilişki, Japon iş kültüründe var olan
birçok hiyerarşik ilişkiden biridir. Diğerleri ana şirket ve tali
şirket, genel müdürlük ve bağlı şube, yönetici ve astları, kıdemli
ve kıdemsiz arasındaki ilişkilerdir. Bütün bu ilişkilerde her bireyin
bir diğerinden belli beklentileri vardır. Örneğin; bir yönetici
astının refah ve rahatını düşünmeli, hatta onun özel hayatıyla bile
ilgilenmeli ve gerekirse ona yardım etmelidir.
Karşılığında, asttan üstünün görüşlerine güvenmesi ve onun aldığı
kararları asla sorgulamaması beklenmektedir. Günümüzün Japon iş
dünyasında yaşanan problemlerden biri de üst ve astların artık aynı
beklentileri taşımıyor olmalarıdır. Genç neslin içinde bireyciliğe
değer verenlerin sayısı gittikçe artmakta ve gençler, özel hayatlarıyla
işlerinin ve işverenlerinin arasına belli bir mesafe koymayı tercih
etmektedirler.
Kıdemlilik
Japon iş dünyasındaki hiyerarşinin doğurduğu önemli sonuçlardan
birisi de kıdemdir. Kıdem, geleneksel olarak terfi için en önemli
kriter olagelmiştir. (Bugünlerde meritokrasiye - yeteneğe göre mevki
verme sistemi - yönelik bir eğilim olmasına rağmen).
Örneğin; Japonlar, şirketler arası görüşmelerde her iki tarafın
da, görüşmeler esnasında
tam olarak karşı karşıya oturabilecek, aynı yaş ve mevkide insanlar
göndermesini beklerler. Hiyerarşiye dayalı bu tür beklentiler, Japonların
kendilerinden farklı yaşta veya farklı mevkide biriyle iletişim
kurmalarını zorlaştırabilir.
Hiyerarşiye İlişkin Diğer Örnekler
Japonlar iş kartları alıp verirken (işadamlarının ilk karşılaşmalarında
yer alan bir formalite) ilk önce daha üst mevkiye sahip olanlar
kart alıp verirler. Kart alındığında üzerindeki ünvan mutlaka kontrol
edilir. Üst mevkiye sahip çalışanlara, örneğin genel müdür (Japoncası
"buchoo"dur.), ünvanlarıyla ("Buchoo") veya
ünvan ve adlarıyla hitap edilir (Tanaka - buchoo). Japonlar birbirlerine
doğru eğilip selam verirken daha alt statüye sahip olan kişi daha
fazla eğilir.
Oturma düzenleri de hiyerarşiye dayalıdır. Taksiye binildiğinde
daha üst pozisyonda olan şoförün arkasına, diğeri de şoförün yanına
oturur. Konuşma sırası da hiyerarşiktir. En üst mevki sahibi olan
en son konuşur.
Japonca dilinin kendisi de hiyerarşiyi yansıtır. Üst statüde yer
alan kimse kibar veya günlük dil kullanırken alt statüde yer alan
"aşırı kibar" veya "saygılı" dil kullanır.
c. Form ve Formalite
Birçok çağdaş Japon insanı dinsel miraslarının bilincinde olmasa
bile, bugün hala yaşayan bazı dinsel törenlerin kökü Shinto dinine
dayanmaktadır. "Kata" veya form kavramı - doğru davranış
biçimi - Shinto dininden gelmektedir.
İş yaşamında formun önemi, Japonların iş kartları alıp verirken
prosedürün doğru olmasına gösterdikleri özen ve dikkat gözlemlenerek
rahatlıkla anlaşılabilir. Tavsiye edilen prosedür uzun bir gelenek
ve tecrübenin sonucudur; öyleyse çok iyi bilinmelidir. Toplumdaki
tüm bireyler "kata"yı anlar ve ona uyarsa belirsizlik
de kalkmış olur.
Bu paylaşılan anlayış, Japonlar diğer kültürlerle karşı karşıya
geldiğinde bozulur.
Örnek olarak; birçok Güneydoğu Asyalı fabrika işçisi, Japon denetçilerinin
niye öyle yapılması gerektiğini açıklamadan "bunu böyle yap!"
dediklerinde düş kırıklığına uğramışlardır. Sorgulanırsa, Japonlar
muhtemelen "Çünkü benim otuz yıllık tecrübem var
ve böyle yapman gerektiğini söylüyorum!" cevabını vereceklerdir.
Sonuca odaklı kültürlerden gelen yabancı işadamları, çoğu zaman
Japonların forma ve sürece verdikleri önem karşısında şaşırmakta
ve bocalamaktadırlar. Giyim sektöründen Endonezyalı bir işadamı,
ürünlerinden birinin Japon bir müşteri tarafından sadece bir kırışıklık
yüzünden iade edildiği örneğini vermektedir. Paketin üzerindeki
bir kusur nedeniyle, Japon müşterilerin yarı iletken bir maddeyi
reddetmesiyle düş kırıklığına uğramış bir Amerikan fabrika müdürü
de "çalıştığına göre problem nedir?" diye haykırmaktadır.
Sadece dış görünümle ilgili hatalar, ürünlerin oluşum sürecinde
meydana gelen göze çarpıcı hatalar, Japonların gözünde ürünün toplam
kalitesinin düşük olabileceği anlamına gelebilmektedir.
Japon iş geleneğinde "kata"ya verilen önem, iş ilişkilerinin
ilk safhalarında yapılan görüşme ve toplantılardan rahatlıkla anlaşılabilir.
Bazen bu görüşmelerde çok az konu hakkında konuşulur, fakat bu ilk
toplantılar, Japon iş ortağıyla doğru bir başlangıç yapabilmek açısından
kritik öneme sahiptirler.
d. Duruma Göre Davranış
Japon kültüründe davranış duruma göre değişme eğilimi gösterir.
Uygun davranış biçimi mekan, mevki gibi birçok faktöre bağlıdır.
Bu faktörlerin davranışı nasıl etkilediğinin
kavranması, yabancı işadamının yanl ış anlaşılmaktan kaçınabilmesini
sağlayacaktır.
Japonlarla iş yapan yabancıların yakındıkları ortak noktalardan
biri, Japonlardan bilgi alabilme veya onların fikirlerini öğrenebilme
zorluğudur. Tıbbi malzemeler üreten bir
firmanın batılı pazarlama müdürü, Japonya'yı ziyaretinde, önemli
bir müşteriden sorumlu Japon satış müdürünün "hiç stratejisi
olmadığından" yakınmıştır. Sonradan anlaşıldığına
göre, müşteri firmaya toplantı için gidilirken; arabada batılı pazarlama
müdürü, Japon satış müdürüne, "Müşteri firmada işler nasıl
gidiyor?" diye sormuş ve sadece "tını almış, yukarıda
bahsedilen yargıya da bu şekilde varmıştır. Sonradan Japon müdür,
batılı müdürün yol esnasında bir brifing beklediğini öğrendiğinde
çok şaşırmıştır. Halbuki kendisi soruyu, küçük ve önemsiz bir soru
olarak algılamış ve bu nedenle genel bir yanıt vermiştir. "Kolektif
ilişkiye dayanan bir toplum yapısı" başlıklı bölümde işlenen
"honne" ve "tatemae"nin kullanımı da, duruma
göre davranışa diğer bir örnek teşkil eder.
Hristiyanlıkta derin kökleri bulunan kültürlerden olanlar, bazen
"tatemae"nin dürüst bir yaklaşım olmadığını ve Japonların
iki yüzlü olduğunu düşünebilmektedir. Bununla birlikte, Japonya'da
"tatemae" bireylerin grup uyumunu sürdürebilmeleri için
gerekli bir unsurdur.
e. Çok Anlamlı
Kültürel antropolog Edward Hall, "Silent Language (sessiz dil)"
adlı çalışmasında, Japonya'dan "çok bağlamlı kültür" olarak
sözetmektedir. Japonlar nispeten homojen olup güçlü aileler tarafından
aşılanan çok uzun bir ortak değerler ve görenekler tarihini ve çok
standardize edilmiş bir eğitim sistemini paylaşmaktadır. Öyleyse
birbirleriyle iletişim kurarken, paylaşılan bir geçmiş bulunduğundan,
herşeyi sözcüklerle açıkça ifade etmeleri gerekli değildir. Duygular,
çok az kelimeyle veya sözlü olmayan ince işaretlerle iletilebilir.
"Bir duy, on anla" anlamına gelen bir Japon deyişi vardır.
Unutulmamalı ki sessizlik de
büyük anlamlar taşıyabilir.
Bu durum, zarif ve güzel konuşmanın sanat olarak görüldüğü toplumlardan
gelen insanlarla iletişim kurarken problemlere yol açabilir. Fransa'da
çalışan Japon bir fabrika müdürü bunu şu şekilde ifade etmiştir:
"Fransızlar 100 şey söylemeyi düşündüklerinde 150 şeyi söze
dökerler. Japonlar ise 70 şey söylerlerken karşısındakilerin 100
şey anlamasına çalışırlar."
Japonlar, diğer kültürlerden olan insanlarla iletişim kurarken,
onlarla ortak bir geçmişe sahip olmadıklarından dolayı bazı zorluklarla
karşılaşırlar. Öncelikle, böyle bir ortak geçmişin bulunduğunu farzederek
iletişim kurmaya çalışırlar. Böyle bir yaklaşım da yabancılara muğlak
ve örtülü görünmektedir. Diğer durumda ise, Japonlar ortak bir geçmiş
bulunmadığının kesinlikle farkındadırlar ve bu eksikliği kapatmak
için aşırı ve detaylı bilgi istemek durumunda kalırlar. Bu da, yeterli
bilgi sağladıklarını düşünen yabancı işadamlarının canını sıkabilir.
Sadece yabancı firmanın sunduğu teklife odaklanmanın yerine, Japonlar
daha farklı bir yaklaşım göstererek karşı tarafın karakterini ve
geçmişini öğrenmek isteyebilir. Böyle bir ilişki oluşturulmadıkça
da ortak bir girişime girmek konusunda isteksiz davranabilirler.
3. İş Geleneklerinden Doğan İletişim Boşlukları
a. Karar Verme
ÖRNEK OLAY : "Karar verme süreci neden uzundur?"
Batılı bir girişimci, Japon bir şirketle müşterek teşebbüs içinde
olan büyük bir batılı şirketin operasyonları hakkında bir kitap
basmak ister. Batılı şirketle temas kurar ve bir ay içinde onay
alır. Kitap teklifini hemen Japon yayımcıya gönderir. Orada organizasyon
içi görüşmeler başlar, çeşitli kademelerdeki kilit bireylerin fikri
alınır, kitabın satıp satmayacağı ve buna benzer birçok konuda ön
çalışmalara başlanır. Bu arada iki yıl geçer. Batılı girişimci,
Japon yayımcının artık bu projeden vazgeçtiğini düşünür ve başka
projeler üzerinde çalışmaya başlar. Bir süre sonra aniden yayımcıdan
bir telefon alır. Yayımcı firma birkaç ay içinde kendilerine bitirilmiş
kitap taslağının gönderilmesini istemektedir. Halbuki geçen iki
yıllık süre içinde girişimci bu konuda bir çalışma yapmamıştır.
Grup Konsensüsü ve Bireysel Otorite
Japon şirketleri kararlarını grup yönlendirmesine dayanarak alırlar.
Kararlarda bireysel otoriden çok grup konsensüsü etkilidir. Ortak
bir karara varılırken verilecek kararın muhtemel sonuçları incelenir
ve bütün bunlar hesaba katıldıktan sonra organizasyonun uyumunu
bozmayacak bir karara varılır.
"R i n g i" Sistemi
Bu kolektif ve uyuma dayalı karar alma sürecinin, resmi olarak ortaya
konuş biçimine "ringi" sistemi adı verilir. Bu sistemde,
karara ilişkin yazılı bir teklif, organizasyon içinde karardan etkilenecek
bütün bireyler arasında dolaşır. Bu dolaşım hiyerarşik bir düzene
göre, alt kademeden başlayarak üst kademeye doğru gerçekleşir. Ringi
belgesi her bireyin masasına ulaştığında, bireyler belgeyi okurlar,
bazen küçük düzeltmelerde veya önerilerde bulunurlar, ve en sonunda
belgeye kendi kişisel mühürlerini vururlar. "Ringi" belgesi
gerekli herkes tarafından onaylandığında, karar üzerinde ortak bir
anlaşmaya varılmış olur. Böylelikle bu sürece birçok insan katılmış
ve katkıda bulunmuş o l u r .
"Ringi" sistemi, genellikle büyük ve geleneksel yapılı
Japon şirketleri tarafından çok önemli kararlar almak için kullanılır.
Bununla birlikte, asıl "ringi" sistemi kullanılmasa bile,
birçok Japon şirketinde karar verme süreci benzer şekilde gelişir.
Sonuç olarak, sorumluluk bir veya birkaç bireyden ziyade, birçok
birey arasında dağıtılmaktadır. Böylelikle insanlar sorumluluk alabilmekte
ve kararı sahiplenebilmektedir. Bunun bir dezavantajı ise bazen
hiç kimse, kararın sonuçlarından gerçek anlamda sorumlu t u t u
l a m a m a k t a d ı r . Japonlar'ın kendileri de karar almak için
gereken bu zaman konusunda rahatsızlık duymaktadır. Bu nedenle,
şirketler son zamanlarda bazı mevkilere daha fazla yetki vererek
bu süreci verimli ve daha kısa hale getirmeye çalışmaktadırlar.
"Nemawashi "
Resmi "ringi" belgesi olsun veya olmasın, Japon şirket
çalışanları herhangi bir teklifin altına imza atmadan önce, ortak
bir karara varma süreci gayrı resmi, yüz yüze görüşmeler ve tartışmalarla
başlar. Bu gayrı resmi sürece "nemawashi" denmektedir.
"nemawashi" kelimesi bahçecilikle ilgili bir terimdir
ve bir bitkinin veya ağacın köklerinin zarar görmemesi için başka
bir yer e dikilmesi işlemidir. Japon bir organizasyondaki "nemawashi"
ise, karar verme sürecini zararlardan korumak amacını güder.
Japon Karar Verme Sürecinin Faydaları
Daha uzun zaman gerektiren, konsensüse dayalı karar alma sürecinin
faydalarından biri kararın daha kolay ve düzgün uygulanabilmesidir.
Herkes kararın farkındadır, hemen hemen herkes mutabıktır ve daha
dikkatli planlama yapılmıştır. Bir başka fayda da, farklı gruplar
ve şirketler sürece dahil olduğunda, daha güçlü ve güvene dayalı
bir ilişki oluşabilmesi ve sonuçta yine kolaylıkla uygulamaya geçilebilmesidir.
Yabancı İçin Tavsiyeler
· Sürecin sizin kültürünüze kıyasla daha uzun olabileceğini mutlaka
göz önünde bulundurun. Daha fazla görüşmelerde ve yazışmalarda bulunabileceğinizi
unutmayın.
· bilgi hazırlayın.
· Sabırlı olun ve işe bağlılığınızı belli edin. Kurulacak ilişkiye
bağlılığınız kararı etkileyecek
en önemli faktörlerden biridir.
· Düzenli olarak karşı taraşa bağlantıda olun ve gelebilecek sorulara
hızlı bir şekilde cevap verin.
· Japon grubundaki güç ve tecrübe sahibi insanlarla ilişkilerinizi
geliştirmeye çalışın.
· Hızlı karar vermekten kaçının ve karşı tarafı da buna zorlamayın.
· Kendi ekibinizin uyum içinde olduğundan emin olun ; kendi aranızdaki
anlaşmazlıkları asla Japonların önünde belli etmeyin.
b. Sözleşmeler
ÖRNEK OLAY : "fiirketler neden sözleşme koşullarına uymazlar?"
Amerikan bir şirket, kırsal alanda bulunan Japon bir imalat firmasıyla,
ürününün içerdiği bir parçayı üretmesi için sözleşme imzalar. Amerikan
şirketinin müşterileri, bu ana parça için yedek parça talep etmeye
başlarlar. Amerikan şirketi de, Japon ortağından, sözleşme gereği,
bunların üretilmesini ister. Japon firma, genellikle kendi müşterilerine
yedek parça üretmediğini belirtir. Bunun üzerine, anlaşmazlığı çözmek
amacıyla iki firma yetkilileri bir araya gelirler. Amerikan firma
temsilcisi, sözleşmeyi çıkarır ve Japon firmanın yedek parça
üreteceğine ilişkin maddeyi gösterir. genel müdür, nmış sözleşmeye
bakar ve "Bunu ben mi
imzalamışım?" der. Toplantıdaki Japon yetkililer gülmeye başlarlar.
Fakat Amerikan yetkili bunun hiç de komik olmadığını düşünmektedir
ve zorlukla y a t ı ş t ı r ı l ı r .
Japonların Sözleşmelere Karşı Tutumları
Sözleşmelere karşı takınılan değişik tutum ve davranışlar, Japonlarla
iş yapan yabancı işadamları için zorluk teşkil etmektedir. Başlıca
yakınılan konu, Japon tarzı sözleşmelerin belirsiz ve kısa oluşu,
sonraki safhalarda çıkabilecek anlaşmazlıkların çözümüne yönelik
yeterli detay içermemesidir. Diğer yandan, Japonlar da batılı tarzdaki
sözleşmelerin çok detaylı olduğundan şikayet etmektedir. Bir ortak
kanı da Japonların sözleşme koşullarına her zaman bağlı k a l m
a d ı k l a r ı d ı r .
Geniş anlamıyla, Japonya gibi ilişkilere dayalı bir kültürde sözleşme,
anlaşmaya varıldığına dair bir kağıt parçasıdır ve koşullar değişse
de uyulacak bir vaatler ve sınırlamalar toplamından çok taraşarın
birbirleriyle iş yapma isteğini belirtir. Genelde, Japonya batılı
ülkelere nazaran daha az davacı bir toplum olmuştur. Bunun nedenlerinden
biri, Japonların uyumu koruma arzuları ve güçlü ilişkiler kurabilmek
için çatışmadan kaçınmalarıdır. nı dava etmek, ilişkinin sonu anlamına
g e l m e k t e d i r . Diğer neden ise, dava sürecinin çok uzun
ve pahalı olmasıdır. Tüm Japonya'daki avukat sayısı, Amerika'daki
büyük bir şehirdekiyle neredeyse aynı sayıdadır.
İki Japon şirket arasında yapılan bir sözleşme, iki taraf arasında
yürütülen uzun görüşmelerin bir özeti niteliğini taşır. Detaylı
şartların istenmesi, güven eksikliği olarak yorumlanır ve ilişkiyi
tehlikeye atabilir. Batıda standart bir uygulama olan gizlilik anlaşmaları
bile Japonlarca yanlış yorumlanabilir. Yabancı iş ortaklarının kendilerine
güvenmediği kanısına varabilirler.
Diğer bir fark ise, Japonya'da bir sözleşme, imzalandıktan sonra
da görüşmeye açıktır. Dış koşullar değişebileceğinden, sözleşme
esnek olmalı ve gerekirse taraflar sözleşme koşulları hakkında yeniden
görüşebilmelidir ve gerekiyorsa sözleşme değiştirilebilmelidir.
Kentsel yerleşmelerdeki Japon firmaları, son yıllarda batılı sözleşme
uygulamalarına daha da alışmışlardır. Bununla birlikte, metropollerin
dışındaki küçük şirketler için bu tür uygulamalar hala çok yabancıdır.
Yabancı İçin Tavsiyeler
· Güçlü bir iş ilişkisi kurabilmek için karşı tarafa zaman verin.
Aceleci olmayın. ilişkisini yasal değil, kişisel bir anlaşma olarak
algılayın.
· Japon iş ortağınız, sözleşme maddelerini onaylamazsa, karşı taraşa
bunun nedenleri üzerine görüşün ve gerekli düzeltmeleri bir an evvel
yapın.
· Bazı maddelerin esnek ve yoruma açık olmasını kabul edin.
· Bütün maddelerin mutlaka Japoncaya da çevrilmiş olmasına dikkat
edin.
· Sözleşme maddelerinin açıkça ifade edilmiş olmasına ve anadili
tarafından da kolayca anlaşılır olmasına dikkat edin.
· Sözleşmeye yönelik değişik tutum ve tepkilere karşı hazırlıklı
olun.
· Sözleşmenin hükümlerinin güncellenmesine karşı istekli ve esnek
olun.
· Sözleşme hükümlerinin uzun vadede olabilecek yansımalarını göz
önüne alın.
c. Bilgi Paylaşımı
ÖRNEK OLAY : "Japonlar Niye Bu Kadar Detaylı Bilgiye Gereksinim
D u y a r l a r ? "
Japon bir saha uygulamaları mühendisi, Amerikalı bir mühendisten
prototip bir çipin test edilmesini ister. Amerikalı mühendis, çipin
kendi sistemlerinde belirli koşullar altında iyi çalıştığını ve
bir sorun olmadığını bildirir. Japon mühendis bundan başka bir açıklama
yapılmamasına şaşırır. Daha detaylı bilgi almaya yönelik, çipin
hangi özel koşullarda test edildiği, bunun dışında başka koşullarda
da test edilip edilmediği ve niye bazı uygulamalarda iyi sonuç vermediği
gibi konular hakkında açıklama ister. Amerikalı mühendis durumdan
rahatsız olmuştur ve şöyle der:
"Biz belirli koşullar altında test etmişsek ve bir problem
gözlenmemişse, benim sorumluluğum burada biter. Diğer senaryoları
araştırmak benim işimin dışındadır." Japon mühendis ise beklentisini
şu şekilde açıklamıştır:
"Ben onlardan özel bir şey yapmalarını istersem, sadece şunu
veya bunu yapıyorlar ... İlgili diğer şeyleri araştırmıyorlar. Amerika'dan
aldığımız bilgi hiçbir zaman yeterli olmuyor. Hep yeniden bilgi
istemek zorunda kalıyoruz."
Kısa ve Öz Bilgi, Detaylı Bilgi
Batılı kültürlerden gelen işadamları, kısa ve öz bilgiye odaklanırlar,
çünkü onlar için eldeki işin halledilmesi için gerekli bilgi odur.
Daha fazla bilgi sadece vakit kaybına yol a ç a r . Fakat Japonlar
için gerekli bilgi detaylı bilgidir. Bir Japon mühendis "x"
hakkında bilgi istiyorsa, karşı taraftan "y" ve "z"nin
de açıklamasını bekliyor demektir. Sonuçta, istekler her zaman belirli
ve açık değildir. Yabancılar genelikle bu belirsizlikten yakınmaktadır.
Yabancı işadamları bilgiye neden ihtiyaç duyulduğunu anlayamamaktadır.
Japonlar bilgiyi azar azar istemekte ve bu nedenle yabancılar tam
olarak ne istendiğini ön görememekte ve Japonlar tekrar tekrar gereğinin
yapılması için bilgi istemek durumunda k a l m a k t a d ı r .
Çok Fazla Bilgi
Japon firmalardan bilgi alırken ise, yabancılar aşırı ve detaylı
bilgiden yakınmaktadır. Alman ve Amerikalı işadamları, Japonlardan
gelen açıklamaların veya sunumların karmaşık olduğunu söylemektedir.
Önemli noktaları örneklerle destekleyen kısa ve özlü ifadeler yerine,
herhangi bir kesin sonuca varmayan bol detaylı bilgiyle karşılaşmaktadırlar.
Japonlar ana konuya genellikle adım adım yani birçok detaydan sonra
gelirler. Bunca detaydan sonra sonucu belirtmek gereksizdir çünkü
sonuç artık açıkça ortadadır. Bu süreç yabancılarda sabırsızlık
doğur makta ve onları "sadede gelelim!" tarzı bir yaklaşım
içine sokmaktadır.
Çok Az Bilgi
Diğer yandan, yabancı işadamları da bazen Japon ortaklarından çok
önem taşıyan bilgileri alamamaktan şikayet etmektedir. Bu , ilişkinin
iyi yürümediği veya yabancının daha genç olduğu durumlarda gözlenebilir.
şı da o kadar r a h a t t ı r .
Yabancı İçin Tavsiyeler
Sizden bilgi istendiğinde;
· Sağlayabileceğiniz kadar fazla bilgi sağlamaya çalışın.
· Karşı tarafın ne tür bir bilgi istediğini ve niçin istediğini
öğrenin.
· Detaylı bilgi vermek için istekli davranın.
Bir türlü ana noktaya gelmeyen bir presentasyon dinlerken;
· Anlatıcının sözünü kesmemeye çalışın.
· Sabırla dinleyin ve onayladığınızı jest ve mimiklerle belli edin.
· Birebir görüşmelerde, konuşmacıyı onaylayarak ve anlattıklarını
tekrar ederek ilgisini
çekmeye çalışın. Böylelikle daha çabuk sadede gelmesini sağlayabilirsiniz.
Japonlardan daha fazla bilgi alabilmek için;
· Hiyerarşiye dikkat edin. Yüksek kademedeki insanlardan aşağı kademelere
doğru beklediğiniz ölçüde hızlı bir bilgi akışı olmayabilir.
· Gayri resmi bağlantılar kurun ve geliştirin.
· Aynı bilgiyi birden fazla istemekten çekinmeyin ama nazik olun.
· Karşı taraşa iş dışı ilişkiler de kurmaya çalışın.
d. Müşteri
ÖRNEK OLAY : "Her müşteri talebi acildir. Bazılarına öncelik
verilemez mi?"
İngiliz bir pazarlama müdürü, Japonya'daki şubelerinden gelen acil
isteklerden destek taleplerinden bunalır :
"Bir gün, mümkün olduğu kadar kısa sürede teknik bilgi, diğer
bir gün müşteri ihtiyaçlarını karşılayacak bir prototip istiyorlar.
Ve kendi isteklerinin çok acil olduğunu ve müşteri talepleri olduğu
için kendilerine en büyük önceliğin verilmesi gerektiğini söylüyorlar.
Bir süre sonra, doğal olarak biz de bu taleplere dikkat etmemeye
başladık."
Japonya'daki yetkililerden biri, genel merkezin bu tutumunun Japonya'daki
firma çalışanlarının moralini nasıl olumsuz etkilediğini belirtir:
"Japonya'da müşterinin istekleri ne olursa olsun en büyük önceliği
taşır. Bu, rekabet gücü açısından büyük önem taşımaktadır. Fakat,
genel merkezimiz bu standarda uygun hareket etmediğinden, artık
ürünlerimizin satışı konusunda kendimize güven duyamıyoruz. Sonuç
olarak, birçok yetenekli satış elemanımız şirketten ayrıldı."
"Müşteri Tanrıdır."
Yukarıdaki tablo, satıcı-müşteri ilişkisine karşı farklı tutumlardan
kaynaklanmaktadır. Japonya'da, "okyakusama wa kamisama desu"(müşteri
tanrıdır). Batılı işadamları ise müşterinin yönlendirilebileceğinden
bahsederek "müşteri kraldır" deyişini savunurlar. Fakat
eşitlikçi batılı işadamları bile, hiyerarşik Japon iş kültüründe
yer alan ana gerçeği kabullenmekte zorlanmaktadır: Müşteri talepleri
söz konusu a c i l ! olduğunda, mantıksız olan bile mantıklıdır.
Bir Japon şöyle demektedir: "Amerika'da satıcı-müşteri ilişkisi
ortaklık
niteliği taşır. Japonya'da ise mülkiyet niteliği taşır." Japon
bir satış temsilcisi tarafından müşteriyi yönlendirme fikri kabul
görmeyebilir. Japonya dışında pazarlama yapan genel merkezler, sadece
iş hacmine dayanarak ürün modifikasyonu lehine veya aleyhine karar
verebilirler. Japonlara göre ise, böyle bir yaklaşım kısa vadelidir
ve uzun vadede müşteriyle kurulan ilişkiyi tehlikeye atacaktır.
Japon üreticiler, bu tür modifikasyonları yapmak veya gerekli kalite
ve fiyat standartlarına uymak için büyük gayret gösterirler. Böylelikle,
müşteriye hizmet etme arzusunun yanında aynı endüstride yer alan
diğer şirketlerce belirlenen standartlara uyma arzusunu da taşırlar.
Buna örnek olarak, döviz oranlarında meydana gelen değişimleri telafi
etmek amacıyla yapılan fiyat indirme politikalarını gösterebiliriz.
Batılı şirketler ise, satışın artacağı yönünde bir garanti olmadıkça
fiyat indirimine gitmekte tereddüt ederler. Diğer bir örnek ise,
diğer ülkelerdeki kabul edilebilir kalite düzeyinin çok üstündeki
kalite standartlarına uyumdur. Çünkü diğer Japon üreticiler böyle
yapmaktadır ve Japon pazarında rekabet gücünü koruyabilmek açısından
böyle yapılması gerekmektedir.
Geleneksel Japon iş dünyasında, mantıksız gibi görülen müşteri taleplerini
karşılamak için bile azami gayret gösterilmelidir. Çünkü, bu gayret
bir şekilde iş hacmi veya başka iş imkanları olarak geri dönecektir.
İş ve ekonomi dünyası globalleştikçe, maliyetler daha büyük önem
kazanmakta; ve Japon şirketleri yabancı şirketlerle yeni ilişkiler
kurmaktadır. Müşteri ile satıcı arasındaki geleneksel karşılıklı
yükümlülük bağı da zayışamaktadır. Teknoloji ve ekonominin çok hızlı
değişmesi iş yöntemlerinin de değişmesi ihtiyacını doğurmuştur.
Organizasyonlar çok hızlı değişen pazar koşullarına uyum gösterebilmelidirler.
Japonya da bu değişimlerden payına düşeni almakta ve Japonlar'ın
yabancı M.B.A. programlarına duyduğu ilgi hızla a r t m a k t a
d ı r .
Yabancı İçin Tavsiyeler
· Mantıksız gibi görülen talepleri karşılayamasanız bile, göstereceğiniz
çaba müşterinin güvenini kazanmanız açısından büyük önem taşımaktadır.
· Müşteri isteklerine hemen olumsuz tepki vermekten kaçının. Olumsuz
olsa bile tepkinizi nazik bir şekilde göstermeye çalışın.
· Müşteri isteklerinin ardında yatan nedenleri bulmaya ve anlamaya
çalışın.
· Sadece belli bir isteği değil, bundan doğacak yansımaları da düşünün.
Vereceğiniz kararın bir diğerini nasıl etkileyeceğini, küçük bir
kararın müşteriyi tatmin açısından stratejik bir önem taşıyıp taşımayacağını
iyi değerlendirin.
· Herhangi bir müşterinin isteğini gerçekleştiremeyecek olursanız,
müşteriyi öylece bırakmayın. Bir şekilde durumu telafi etmeye çalışın.
Eğer bir ürünün üretimini durduracaksanız, bunu bir destek planı
çerçevesinde adım adım gerçekleştirin. Müşterinin de yeni ürüne
geçişini adım adım sağlayın.
e.İş Görüşmelerii, Toplantılar
ÖRNEK OLAY : "Bu toplantı ne hakkındaydı?"
Singapurlu ve Japon bir grup, pazarlama planı oluşturmak üzere bir
toplantı yaparlar. Japonlar pazarlama planına büyük ilgi gösterirler.
Singapurlular Japonlardan bir e-mail alırlar ve Japonların gönderdiği
pazarlama planının toplantıda Japonlara sunduklarından tamamıyla
farklı olduğunu görürler. Singapurlulardan biri, "sanki toplantıya
hiç katılmamışlardı" yorumunda bulunur. Toplantıda Japonların
duydukları heyecan anlaşma anlamına gelmiyordu. Bunun yerine, sunulan
planı kavradıklarını ve plandan etkilendiklerini göstermek
istemişlerdi. Toplantıya katılmalarındaki amaç, ortaklarının planını
duymak ve böylelikle kendi planlarını yapmak için bilgi toplayabilmekti.
Japonya'ya dönmüşler, plan üzerinde çalışmışlar ve bunu Singapur'a
iletmişlerdi.
Honne / Tatemae
Japonlar bazen bir şey söylüyor gibi görünüp daha sonra başka bir
şey yapabilirler.
Çünkü gerçek duygularını ve kişisel fikirlerini (honne) resmi bir
toplantıda saklama eğilimi gösterirler(tatemae). Bir kişinin kişisel
fikrini (honne) öğrenmek için, o kişiyle aranızda iyi bir ilişki
olması ve ortamın uygun olması gerekir. Toplantılar veya iş görüşmeleri
bunun için uygun değildir.
"Japonlar, toplantılarda niye çok konuşmazlar?"
· Japonların uluslararası toplantılarda sessiz kalmalarının birçok
nedeni olabilir. Bunların çoğu
dille ilgilidir. Japonların birçoğu güvenmemekte ve bu nedenle toplantılarda
sessiz kalmayı tercih etmektedir. Japonlar bile, hata yapabilecekleri
endişesinden dolayı çok söz almamaktadırlar.
· Sözün kesilmesi kaba bir davranıştır. Katılım azlığının diğer
bir nedeni ise, iletişim tarzıyla birlikte konuşmacı ve dinleyicilerin
beklentileriyle ilgilidir. Japonlar konuşmacının sözünün kesilmesinin
çok kaba bir davranış olduğunu düşünürler. Onlara göre konuşmacı,
dinleyenlere soru sormaları için yeterli zaman bırakmalı ve onları
aydınlatabilmelidir. En önemlisi, konuşmacı dinleyicinin anlamadığına
dair göstereceği sözsüz işaretleri de kavrayabilmelidir. Bunlara
ilave olarak, toplantılar o kadar hızlı geçmektedir ki Japonlar
rahatça araya girmek için vakit bulamamaktadır.
· Eksiksiz bilgi verme gereği
Japon iletişim tarzının bir başka niteliği de, "iyi" ve
"tam" cevap verebilme arzusudur. Japonlar diğer insanlara
doğru ve güvenilir bilgi vermenin önemine inanırlar. Bu tarz bilgi
verebilme zamanı ve düşünmeyi gerektirir. Kültürler arası toplantılar
ise hızlı gelişirler ve derin düşünmeye vakit yoktur.
"Japon şirketlerinde neden çok sayıda resmi veya resmi olmayan
toplantı düzenlenir ?"
Öncelikle, toplantılar işte geçerli "KATA"nın bir şekilde
doğrulandığı yerlerdir. Düzenli olarak gerçekleşen toplantılar,
katılanların işe duydukları güven ve bağlılığı güçlendirmektedir.
Grup yönlendirmesine dayalı kültürlerde, toplantılar grubu bir arada
tutmaya yaramaktadır. Son olarak, toplantılar "nemawashi"
denilen süreç içinde, konsensüse varılarak alınan kararlar resmi
olarak ilan edilir.
Yabancı İçin Tavsiyeler
1. Japonların toplantılara rahatça ve aktif olarak katılımlarını
sağlamak için :
· Toplantı gündemini ve yazılı materyalleri önceden yollayın.
· Toplantının amacını açıkça ortaya koyun ve katılımı engelleyebilecek
hiyerarşik düzenlemelere dikkat edin.
· Soru sorduğunuzda hemen yanıt beklemeyin. Karşı tarafı buna zorlarsanız,
"tatemae" durumu ile karşı karşıya kalabilirsiniz.
· Anadili İngilizce olmayan konuşmacıları kontrol altında tutun.
· Toplantıda işlenen ana konuları not alın ve toplantı sonunda genel
bir özet sunun.
2. Toplantı hedeflerini ve sonucunu bir düzene sokmak için :
· Hedeflerinizi ve beklentilerinizi toplantıdan önce açıklığa kavuşturun.
· Varılan anlaşmaları ve sonraki adımları toplantı sonunda mutlaka
teyit edin.
· Toplantıda varılan sonucu yazıyla da onaylatın. (e-mail, faks,
vs.)
· Japon ortaklarınızla bire bir görüşmeler de ayarlamaya çalışın.
Böylelikle her birinin "honne"sini de öğrenebilirsiniz.
f. Geribildirim (feedback) ve Önemli Noktaların Çözümü
ÖRNEK OLAY : "Asla herhangi bir şeyi iyi yaptığımıza dair bir
şey duymadım!"
Japonya'daki Avrupalı bir giyim firmasında çalışan düş kırıklığına
uğramış bir yabancı işadamı, Japon meslektaşına niye müşterilerin
devamlı şikayet ettiklerini ve iyi yaptıkları şeyler için neden
teşekkür etmediklerini sorar. Meslektaşı kısaca yanıtlar: "Çünkü
tanrı insanlara teşekkür etmek zorunda değildir." Bunun üzerine
işadamı isyan eder: "Fakat o zaman, niye patronumdan hiç övgü
almıyorum? Patronların da tanrı mı olması gerekiyor? Yoksa sadece
onun beklentilerini karşılayamıyor muyum?
Ne zaman bir geribildirim istesem, tek aldığım yanıt, "her
şey iyi gidiyor".
Dolaylı Yoldan Geribildirim (feedback)
"Kültürel Temeller" bölümünde de belirtildiği gibi Japonlar,
grup düzeni ve uyumunu korumak amacıyla bazı iç kısıtlamalara inanırlar.
Japonlar birbirleriyle çatışmaktan kaçınırlar ve farklılıkları dolaylı
ve özel yollarla çözmeye çalışırlar. Bu nedenle, eğer bir Japon,
başka biri hakkında olumlu veya olumsuz bir düşünce taşıyorsa, bunu
dolaylı ve özel bir şekilde ifade edecektir. Yüz yüze gelerek değil.
Aracıların Kullanımı
Japonlar geribildirim vermek için bazen bir aracı, üçüncü bir kişi
kullanacaklardır. Yabancılar bu yaklaşımın sinsice olup profesyonel
olmadığını düşünmektedir. Japon bir çalışan ise, dolaylı davranarak
organizasyon içi uyumu korumakta ve bu şekilde profesyonel olmaktadır.
Olumsuza Odaklanma
Japonlar üstlerine olumlu veya olumsuz geribildirim vermekten kaçınırlar.
Fakat astlarını, yanlış bir şey yaptıklarında doğrudan eleştirirler.
Kanada'da çalışan Japon bir banka çalışanı şöyle demiştir: "Japon
işadamları, bir şirketin ilerlemesi için en etkili yolun yolunda
gitmeyen şeylere odaklanıp onları yoluna koymak olduğunu düşünürler.
Hiyerarşik bir ilişkide övgüden çok gelişmeye yönelik noktalara
işaret etmek önemlidir. Japonlar, kuvvetli olunan ve iyi giden noktalara
odaklanmamalarına rağmen onları problemleri ve meseleleri çözmek
için kullanmasını da bilirler." Meseleyi Yabancı işadamlarının
Japon işadamlarıyla ilgili bir şikayeti de, onların kimi meselelerin
çözümü konusunda kimi zaman kendi firmalarındaki asıl muhatap almaları
gereken kişiyi es geçip onun üstüne başvurmalarıdır. Bu problem
genellikle Japonlar'ın karşısındakine ilettiği meselenin çözümü
için yeterince çabuk cevap alamadıklarını düşündükleri zaman gerçekleşir.
Özellikle Japonlar müşterilerinin şikayetlerine çok çabuk yanıt
verebilmek baskısı altındadırlar; diğer bir deyişle bu konuda çok
hassastırlar. Bu nedenle, bu tür bir şikayet söz konusu olduğunda
karşıdan cevap alamazlarsa hemen onun üstüne başvururlar ve onu
üstü karşısında zor durumda bırakırlar. Bu nedenle yabancı firmanın
çok çabuk cevap vermesi ö n e m l i d i r .
Bazı yabancı işadamları, Japonların problemleri giderme yollarından
rahatsızlık duymaktadır. Karar verme süreci gibi problem çözme süreci
de bazen çok zaman alabilmektedir. Kanada'da çalışan Japon bir yönetici
bu yaklaşımı şöyle özetlemektedir:
"Eğer kötü bir durum varsa, biz Japonlar problemi teşhis edip
nedenlerini araştırırız. Sonra problemin çözüm sürecine birçok insan
dahil olur ve birçok önlem alınır. Problemin çözümü için çok fazla
zaman ayrılır. Buna tepki olarak, yerel personel daha pragmatik
bir yaklaşım umut etmektedir."
Yabancı İçin Tavsiyeler
· Dolaylı yoldan geribildirim almayı bekleyin; geribildirim almaya
açık olduğunuzu her fırsatta belli edin.
· Geribildirim için kime, ne zaman ve nerede soru sorduğunuza dikkat
edin.saatlerinden sonra yapılacak gayrı resmi ve özel konuşmalardan
daha iyi sonuç a l a b i l i r s i n i z .
· Yapıcı geribildirim bekleyin.
· Japonların problem çözme sürecinin daha fazla insan ve zaman gerektireceğini
unutmayın .
· Japonlardan gelen bilgi ve yardım isteklerine elden geldiğince
çabuk yanıt verin.
· Japon ortaklarınızla hangi sorunların daha acil olduğuna dair
uzlaşmaya çalışın.
4. Dilsel Farklardan Doğan
Bu bölümde, uluslararası işadamlarının Japonlar'ın dolaylı iletişim
tarzlarına yabancılıklarından, Japonların kendilerine özgü mlarından
ve sözsüz iletişim şekillerinden doğabilecek karışıklıklar ve yanlış
anlamalar ele alınmıştır.
a. Dolaylı veya Belirsiz
Hintli bir işadamı, Japonların eylemsizliği kullanma eğilimlerinden
ve anlaşmazlığa hiç tepki vermemelerinden bahseder ve ekler: "Bunun
bir çeşit reddetme olduğunu anlayamadım ! "
Japonların yüzleşmekten kaçınarak ilişkileri sürdürebilme arzuları
genellikle belirsiz yanıtlar vermelerine yol açmakta ve bunlar da
yabancılar tarafından yanlış yorumlanmakta ve yanlış anlamalara
neden olmaktadır.
Aşağıda verilen dolaylı yoldan iletişim örnekleri, Jetro'nun Japonlarla
iş yapan yabancı işadamları arasında yaptığı araştırmalardan alınmıştır.
Japonca "Evet..."
"Evet" Japonya'da "sizi dinliyorum", "ne
demek istediğinizi anlıyorum" veya "ne demek istediğinizi
anlıyorum fakat size katılmıyorum" gibi birçok anlama gelebilir.
Alman bir işadamı, Japonyaptığı bir görüşmeye dair şu hikayeyi anlatır:
"Japon işadamı "evet" dediğinde ben bunu "tamam
anlaştık" diye algılamıştım. Meğer o, "ne demek istediğinizi
anlıyorum" demek istiyormuş. Bu nedenle, görüşmenin sonunda
"teklifinizi düşünüp size geri döneceğiz" dediğinde pek
de iyi hissettiğimi söyleyemem."
" A n l ı y o r u m . "
Yabancılar bu cevabı genellikle "kabul ediyorum" veya
"size katılıyorum" olarak yorumlamaktadır. Japon konuşmacı
ise muhtemelen "Bütün söylediklerinizi dinledim." demek
istemektedir.
"Bunu dikkate alacağız."
Bu tür bir yanıt, bazen doğrudan olumsuz bir yanıt vermek yerine
nazik olarak görüşmeye son vermek amacıyla kullanılır.
"Bu çok acil"
Kültürler arası iletişimden doğan sorunların çoğu isteklerin açıkça
ifade edilmemesinden doğmaktadır. Her iki taraf da kelimeleri kendi
kültürlerine göre yorumlamaktadır. Bu nedenle, herhangi bir işin
çok acil olarak yapılması istendiği zaman, söz konusu işin net olarak
ne zaman bitirilmesi gerektiğinin açıkça öğrenilmesi gerekir. Alman
bir işadamı şöyle demektedir:
Birisinden bir şey yapmasını istediğinizde, isteklerinizi sayısal
olarak açıkça belirtmelisiniz. Örneğin, Japon bir işadamı, bir işin
yapılmasını istediğinde acil olduğunu belirtse bile, tecrübeyle
bir saatte bitirilebilecek böyle bir işin halledilmesi yarım veya
bir gün alabilir. Bu gibi durumlarda işin kesin olarak kaç saatte
bitmesi gerektiği netleştirilmelidir.
"Bir süre sonra maaşına zam yapacağız."
Yukarıdaki söz, bir Japon yönetici tarafından Amerikalı bir çalışana
söylenmiştir.
Japon yönetici, zammın iki veya üç yıl sonra yapılabileceğini ima
etmiştir. Amerikalının yorumu ise, iki veya üç ay zarfında zam alabileceğidir.
Sonuç olarak zam Amerikalının düşündüğü süre içinde gerçekleşmeyince,
Amerikalı çalışan patronunun sözünden döndüğünü zannetmiştir.
Yabancı İçin Tavsiyeler
· Japonca "hayır" kelimesi pek az doğrudan ifade edilecektir.
Güç algılanabilen ve sözlü olmayan işaretlere, ince jest ve mimiklere
dikkat edin. Bazen olumsuz bir karşılık, derin bir nefes alarak,
başı yana eğerek veya tereddüt anında çıkacak bir "Mmmm..."
sesiyle belirtilebilir.
· Genel yanıtlar çoğu zaman anlaşmazlık veya uyuşmazlık belirtirler.
Atılacak bir sonraki adımı veya zaman bahsini içeren yanıtlar ise
olumlu yaklaşıma işarettir.
· "Acil" kelimesi gibi öznel terimlere açıklık getirmeye
çalışın. Kastedilen süreyi kesin olarak öğrenin. Öznel terimlere
diğer örnekler, "yeterli", "kötü", "yakında"
ve "iyi" gibi kelimelerdir.
· Japonlarla iletişim kurarken, tabiri caizse antenlerinizi sonuna
kadar açık tutun. Sadece söylenenleri değil, söylenmeyenleri de
anlamaya çalışın.
· Verilen bir cevabın "honne" veya "tatemae"den
hangisi olduğundan emin değilseniz, konuyu farklı boyutlara çekin.
Bire bir temaslar yoluyla teklifsiz, yakın ilişkiler oluşturmaya
çalışın. şında dostluklar, sosyal ilişkiler kurmaya çalışın.
b. Yanlış tonlama
Yabancı işadamları, Japon meslektaşlarıyla Japonların ses tonlarını
yanlış yorumlayabilirler. Sınırlı sahip olan Japonlar, iyi bilmediklerinden
kelime seçimlerinin ve tonlamalarının İngilizce konuşanlar üzerinde
doğurabileceği etkilerin farkında değildir.
Genellikle yanlış ifadeler kullanmakta veya kendi dillerinde nazik
olan bir ifadeyi direkt olarak İngilizceye çevirmektedirler. Fakat
bu ifadeler İngilizcede farklı anlamlar taşımaktadır. Aşağıda bu
tür problemlere örnekler verilmiştir.
"You had better attend the meeting."
(Toplantıya katılmanız sizin yararınıza olur / sizin için iyi olur.)
Sayısız Japona, İngilizcedeki "had better" kalıbbının
"should" kalıbından daha nazik olduğu öğretilmiştir. Birçok
durumda "had better" içeren cümlelerin uyarı veya tehdit
ima ettiğini öğrendiklerinde, şok olmuşlardır. Sonuç olarak, yabancı
bir işadamı, normalde yumuşak tabiatlı olan bir Japon iş ortağından
ultimatom içeren bir ifade duyduğunda doğal olarak ürkecektir.
"Had better" kalıbı Japonlar tarafından gereğinden fazla
kullanılmaktadır. Yabancı bir işadamı, bir toplantı esnasında Japon
meslektaşından "Düşünme tarzınızı değiştirseniz iyi olur."
(You had better change your way of thinking.) ifadesini duyduğunda
oldukça sarsılmıştır. Halbuki Japon işadamı "Sanırım yanlışınız
var." demek istemiştir.
"Belki sanırım." (Maybe I think so.)
Japonlarla yaşadığı iletişim zorlukları sorulduğunda, Batılı bir
pazarlama müdürü, "Belki sanırım iyi. Siz ne düşünüyorsunuz?"
(Maybe I think it is good. What do you think?) gibi sözcük öbeklerinden
dolayı kafasının karıştığını söylemiştir.
Japonlar, bir sorunun veya bir düşünce belirten cümlenin doğuracağı
etkiyi hafifletmek amacıyla birçok yola başvururlar. Bir kişinin
kendini sert bir biçimde ifade etmesi konsensüs ortamını bozacağından,
bu tür ifadelerden kesinlikle kaçınırlar.
İ ngilizcedeki "Maybe"(belki) ve "I think so"(Öyle
sanırım) terimleri, Japonların kendilerini olgun ve uyumlu şekilde
ifade yollarından biridir. Bu Japonlar'ın zayıf veya kararsız yapılı
olduklarını göstermez. Çok kesin olarak ifade edilmeyen fikirler
hakkında bile çok güçlü hissedebilirler.
Ayrıca , karşısındakine fikrini sormak, soranın kendi fikrine güven
duymaması demek değildir. Uyumun bozulmasına yol açacak iddiacı
bir tutum içine girmeyerek tevazu göstermektir.
"Do you understand?", "Is that clear for you?"
("Anlıyor musunuz?", "Bu, sizin için yeterince açık
mı?")
Japonlar genelde anlaşılır olup olmadıklarından endişe duyarlar.
Yanlış kelimeleri seçmeleri, iyi niyetle sordukları sorularda bile
yanlış anlaşılmalarına yol açabilir. Örneğin sanki "Ne dediğimi
anlayabilecek kadar zeki misiniz?"(are you intelligent enough
to understand what I'm saying?) der gibi anlaşılabilirler.
"Japon kültürünü anlayabilmekte zorlanabilirsiniz, fakat...."
(It is difficult for you to understand Japanese culture, but....)
Yine, böyle başlayan bir yorumla yabancıların zekasını aşağılama
gibi bir durum söz konusu değildir. Bu kısaca, kendi iş gelenekleri
ve uygulamaları ile yabancıların uygulamaları arasında büyük farklar
olduğunu kabul ettiklerini gösteren bir ifadedir ve bir çeşit özür
niteliği taşır.
"WHY don't you join us?"
(NİYE bize katılmıyorsun?)
Vurgulamadaki küçük değişimler, verilmek istenen mesajı değişik
yönlere çekebilir.İngilizce "Why don't you call the disTRIButor?"
cümlesi iyi niyetli bir öneridir. "WHY don't
you call the distributor?" cümlesi ise vurgu başka bir sözcüğe
kaydığından dolayı eleştiri
veya sabırsızlık anlamı taşır. Japonlar yaptıkları vurgulamalardan
dolayı oluşan anlamların farkında olmayabilirler.
Yabancı İçin Tavsiyeler
· Japonlarla iletişim kurarken yukarıda örneklenen problemlerin
farkında olun. Kabalığa maruz kaldığınızı düşünseniz bile, gerçekte
farklı şeylerin kastedilebileceğini unutmayın.
· Hemen negatif tepki vermekten kaçının. Ne söylenmek istendiğini
çok iyi yorumlamaya çalışın. Sizin algıladığınız biçimde bir kötü
niyet güdülmemiş olabilir.
c. İngilizceden Japoncaya Adapte Edilmiş Kelimeler
Yaşayan diller sürekli bir evrim içerisindedir ve Japonca da bundan
gereken payı almaktadır. Fransızca ve Almancadan birçok kelime aynı
anlamlarıyla Japoncada da kullanılmaktadır. Bunlara "ödünç
kelimeler" de diyebiliriz. Bazı lamayan özel anlamlar yüklenmiştir.
Bunlara ek olarak, Japoncada şıklığa yol açan birçok standart deyim
vardır. Aşağıda bu kategorilere tipik örnekler verilmiştir :
(Ödünç kelimeler)
"Did you return the an-ket?"
An-ket(enquête) Fransızcadan alınmadır.Karşılığı "questionnaire"
s ö z c ü ğ ü d ü r .
"He took a bite to help with the expenses."
Bai-to, a-ru-bai-to'nun kısaltılmışı olup Almancadan (arbeit) alınmadır.
"work" anlamına gelmektedir. Japonlara özgü na gelir.
"What is the t e e - m a of your presentation?"
Tee-ma Almancadan (das thema) gelmedir ve lığı "topic"
sözcüğüdür.
(Özel Anlamlar)
"She is very smart."
"intelligent" veya "fashionable" anlamlarından
çok, Japonlar su-maa-to kelimesini "slim" veya "thin"
anlamıyla kullanmaktadır.
"This is service."
Japonca "Saa-bi-su" diye telaffuz edilen "complimentary"
(bedava, parasız) anlamında kullanılmaktadır.
"We must appeal our product's ability."
Japonlar "a-pii-ru" kelimesini nda İngilizce "emphasize"
veya "promote" kullanmaktadır.
( K ı s a l t m a l a r )
"He is waiting at the hotel front."
Bu durumda, "fu-ron-to" kelimesi "front-desk"
anlamına gelmektedir. Yabancılar bazen yukarıda verilen ifadeyi
"in front of the hotel" şeklinde a n l a m a k t a d ı
r l a r .
"They are concerned about s e k u h a r a. "
Se-ku-ha-ra sözcüğü İngilizcedeki "sexual harrassment"
sözcüğünün kolay anlaşılması amacıyla kısaltılmış şeklidir.
"How about your new p a s o k o n? "
Pa-so-kon sözcüğü ise "personal computer" kelimesinin
kısaltılmışıdır.
(Direkt çeviri)
"You must work harder."
(Daha sıkı çalışmalısın.)
Bir sorunun çözümü için fazla mesai yaparak çok fazla çalışan Avustralyalı
bir ürün müdürüne Japon üstü yaklaşır ve "You must work harder"
der. Doğal olarak ürün müdürü çok öfkelenir. Halbuki, Japon müdür,
Japoncada karşıdaki insanı cesaretlendirip moral vermek amacıyla
söylenen"Ganbatte kudasai," deyimini (ha gayret) yanlış
tercüme etmektedir.
"Please take care of me."
İ ngiliz bir genel müdür, Japon astlarından biriyle tanıştırılırken,
astının kendisine "Please take care of me." demesine çok
şaşırır. Japon çalışanın kastettiği Japoncadaki "Yoroshiku
onegai shimasu," deyiminin içerdiği anlamdır. Japoncada bu
deyim, ilk tanışmalarda kullanılır ve ileride iyi bir iş ilişkisinin
oluşmasına yönelik dileği ifade eder.
d. Gramer, Sözcük Seçimi ve Telaffuz
Amerikalı bir teknik pazarlama müdürü, Japon bir satış müdürü'yle
birlikte bir sorunu gidermeye çalışırken, Japon müdürün kendisine,
"Sanırım mühendisleriniz sınırlı."(I think your engineers
are limited) dediğinde bir hayli aşağılanmış hisseder. Aslında Japon
mühendis, "Sizin grubunuzda çok fazla mühendis yok."(you
don't have many engineers in your group) demek istemiş, Amerikalı
müdürün az işçisi olmasına sempati duyduğunu belirtmek istemiştir.
Bu tür gramer ve kelime seçimi hataları çoğu zaman yanlış anlamalara
ve karışıklığa yol açmaktadır.
"I will be in Kuala Lumpur by July 15th."
Japonlar genellikle nı karıştırırlar. Eğer Japon konuşmacı yukarıda
verilen cümleyi söylemiş fakat "I will be in Kuala Lumpur until
July 15th." demek istemişse ciddi bir yanlış anlama söz konusudur.
Japonlar doğru kullanmakta zorlandıklarından, şüpheye düştüğünüzde
mutlaka durumu netleştirin.
"I am confusing."
İngilizcedeki sınfatların -ed ve -ing formları çoklukla yanlış kullanılır.
"They stopped to talk."
İngilizcedeki isim-fiiller (gerunds) ve mastarlar (infinitives)
da Japonlar tarafından yanlış kullanılmaktadır. Konuşmacı yukarıda
verilen cümleyi kullanıp "they stopped talking" demek
istiyor olabilir.
"I am difficult to understand."
Bazen cümlenin öznesi yanlış olmakta veya cümlede özne eksikliği
bulunmaktadır.
Yukarıda verilen durumda aslında , "It is difficult to understand
me." demek istenmiştir. Bu
yanlış, Japoncada cümlelerin özne kaldırılsa dahi anlaşılabilir
olmasından k a y n a k l a n m a k t a d ı r .
V u r g u
Japonca heceler, genellikle eşit vurgulanarak telaffuz edilirler.
heceler daha fazla vurgu alır. Japonlar İngilizce konuşurken bazen
vurguyu yanlış heceye koyarlar. Bu durum, özellikle diğer ünlü ve
ünsüz harf farklılıklarıyla da birleşince kafa karıştırıcı olabilir.
Örneğin, vurgunun yanlışlıkla ilk heceye konulmasından dolayı İngilizcedeki
"agree" kelimesi bazen "ugly" olarak anlaşılmaktadır
(A-gu-ree).
Konuşma ve Yazım Dili
Japonya'daki geleneksel İngilizce eğitimi, okuma, yazma ve dilbilgisi
kurallarını anlama yeteneğine odaklanmıştır. Bu nedenle, Japonlar
bazen alfabelerindeki hecelere uydurarak telaffuz etmeyi öğrenirler.
Örneğin, "vitamin" kelimesi, "bi-ta-min" olarak
telaffuz edilebilir.
"Katakana İngilizcesi"
Japon alfabesi, laştırılacak olursa sadece 5 tane ünlü sese sahiptir.
Buna ek olarak, sessiz harfler, "v" gibi, Japon alfabesinde
bulunmamaktadır. Sonuç olarak, Japonlar ederken kendi alfabelerindeki
hecelere uydurarak telaffuz etmekte ve buna da "Katakana İngilizcesi"
denmektedir. Bu nedenle, aslında farklı olan telaffuz ederken sanki
aynıymış gibi duyulurlar. Örneğin:
- "first" ve "fast" kelimelerinin her ikisi
de "faa-su-to" şeklinde telaffuz edilebilir.
- "bus" ve "bath" kelimelerinin her ikisi de
"ba-su" şeklinde telaffuz edilebilir.
Yabancı İçin Tavsiyeler
· Japonların yaptığı tipik na kendinizi alıştırın. fiüphe duyduğunuzda
durumu netliğe kavuşturmak için farklı sorular sorun.
· Japon fonetik sistemine aşinalık, yabancı işadamlarının "Katakana
iyi yorumlayabilmesini sağlayacaktır.
· Muhtemelen yanlış telaffuz edilen tek bir kelimeye odaklanmanın
yerine, cümlenin tümünden çıkacak anlamı yorumlamak daha doğru olacaktır.
e. Sözlü Olmayan
Sözlü İletişim Yerine Sözsüz Olanın Tercih Edilmesi
Japonlar bazen kapalı ve sözsüz iletişim yoluna gideceklerdir. Sözlü
iletişimin çoğu zaman çok dobra dobra ve kaba olduğunu düşünürler.
Bir insanın kendisini sözlü olmayan yollarla ifade etmesinin daha
düşünceli ve saygılı olduğuna inanmaktadırlar.
Japonlar bazen olumsuz mesajları, yanıtları veya tepkileri söze
dökerek vermekten kaçınırlar. Sessiz kalmak ve gözleri başka yöne
çevirmek dikkat edilmesi gereken belli başlı sözsüz davranışlardır;
ve bunlar genellikle negatif tepki belirtirler.
Yabancı İçin Tavsiyeler
· Japonlar, sessiz kaldıklarında veya gözlerini konuşmacıdan kaçırdıklarında
lafa girip kendi fikirlerini açıklamak istiyorlar demektir. Bu nedenle,
bu tür sözsüz işaretler gözlemlediğinizde, Japon dinleyicinin cevabını
verebilmesi için ona imkan tanıyıp beklemeniz isabetli olacaktır.
Kafa Karıştırıcı Sözsüz İfadeler
G ü l ü ş
Amerikalı bir bilgisayar mühendisi şöyle demiştir, "..Japonlar...çoğu
zaman beklenmeyen bir görüş veya durumla karşılaştıklarında gülmeye
başlarlar. Bu gülme eylemi gerçekte şaşkınlık anlamına gelebilir
fakat ilk başta konuşmacıdan veya öne sürdüğü görüşten olumlu olarak
etkilenildiği zannedilmektedir." Japonların "Aisoo-warai"
olarak ifade ettikleri bir gülüş tarzı vardır ki bu deyim "fake
laughter"(sahte gülüş) olarak bile çevrilebilir.
Nazikçe gülen bir Japon, ilk ihtimal olarak konuşulan İngilizceyi
anlamıyor olabilir.
Bu nedenle bu tür bir gülüş, şaşkınlık, mahcubiyet ve hatta konuşmacının
daha açık konuşması umudunu ifade eder. Diğer bir ihtimal ise direkt
olarak olumsuz bir karşılık vermekten kaçınıldığıdır. Bunun yerine
nazikçe gülerek konuşmacıya olumsuz bir mesaj iletilmek istenmektedir.
Yabancı İçin Tavsiyeler
· Bazen siz bekleyin, diğer insanlar bilgi ve fikirlerini aktarsınlar.
· Kolay ve anlaşılır sözcükler kullanın. Bazen aynı kelime veya
cümleyi yavaşça tekrar etmek daha kolay anlaşılmanızı sağlayabilir.
Dişlerin arasından nefes çekme hareketi
Birçok kişiye göre bu hareket, kesin bir uyuşmazlık veya değişmez
bir "Hayır." belirtir. Daha iyi bir yorumla kısmi bir
anlaşmazlık söz konusudur. Başka bir deyişle, Japon işadamının katılmadığı
noktalar vardır veya bir şekilde evet diyememektedir.
S e s s i z l i k
Japonların sessizliği genellikle negatif olarak yorumlanır. Örneğin,
ilgi eksikliği, dikkatsizlik, şaşkınlık, güvensizlik veya zeka eksikliği
belirttiği düşünülebilir. Fakat sessizlik daha nötr veya pozitif
bir mesaj da içerebilir:
· Duyduğum İngilizceyi çevirmeye ve anlamaya çalışıyorum.
(Lütfen bekleyin.)
· Size nasıl bir cevap verebilirim diye düşünüyorum. (Lütfen
b e k l e y i n . )
· Gerçekten ne diyeceğimi bilmiyorum. (Siz birşey söyleyin ve
beni bu durumdan kurtarın.)
· Sizin anlattıklarınızdan ve mantığınızdan dolayı kafam karıştı.
(Lütfen biraz daha açık ve ayrıntılı konuşun.)
· Size güveniyorum ve şu anda başka birşey söylemeye gerek yok.
(Lütfen sessiz
k a l ı n . )
· Kısmen sizinle aynı fikirde değilim fakat bunu direkt olarak ifade
etmek istemiyorum.
(Lütfen sizin ve benim durumumu tekrar gözden geçirin.)
Yabancı İçin Tavsiyeler
· Yukarıda açıklanan negatif işaretlerden birini algıladığınızda,
bir süre bekleyip sessiz kalmanız yerinde olacaktır. Böylelikle
Japonların neden rahatsız olduklarını yoklama şansınız doğar.
· Sessizliği negatif bir tepkiymiş gibi yorumlamaktan kaçının. Karşınızdaki
insanın ne hissettiğini ve size ne iletmek istediğini anlamaya çalışın.
Gerektiğinde durumu açıklığa kavuşturmaya çalışın. Unutmayın ki
Japonlar sessizliğe büyük değer verirler ve "Sessizlik altındır."
diye Japonca bir deyim vardır.
5. Değişen Japonya : Artan İş İmkanları
Japonya günden güne değişmektedir. Bu değişimlere birkaç örnek olarak,
deregülasyon, bilgi iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması, kıdeme
dayalı maaş sisteminden yeteneğe dayalı maaş sistemine geçiş ve
Japon işadamlarının daha global bir bakış açısına sahip olmaya başlamalarını
verebiliriz.
Japon pazarından, teknolojisinden ve uzmanlığından yararlanmak isteyen
bir yabancı işadamı için bütün bu değişimler, daha fazla iş imkanları
anlamına gelmektedir.
Artan global rekabet ve sınırlar ötesi işbirliğine gitme gereği,
Japon şirketlerinin yavaş yavaş yabancı şirketlerle iş yapmağa daha
açık olmalarını sağlamaktadır. Japonlarla iş ortaklığına gitmek
günden güne kolaylaşmaktadır. Japon işadamları ve organizasyonları,
Japonya dışındaki mallardan, hizmetlerden ve uzman kişilerden yararlanmaya
daha sıcak bakmaya başlamıştır. Japonlar dünyaya daha da açık oldukça,
diğerlerinin onlarla olumlu bağlantılar kurmak için göstereceği
çabalar, yeni ve güçlü iletişim kanallarının oluşmasını sağlayacaktır.
Ek Bölüm : Tipik Japonca 1. Kurumsal ve Kişisel
(tachiba o kangaeru) : Bir kimsenin davranışlarını şirketteki pozisyonuna
veya gücüne dayandırması.
(tachiba ga aru) : Bir kimsenin şirketteki pozisyonunu veya gücünü
önemsememezlik edemeyeceği durum.
(kao o tateru) : Surat asmak.
(kao o tsubusu) : Bir kimsenin suratının asılmasına neden olmak.
(ashinami ga sorou) : Benzer perspektif ve yaklaşımlara sahip olan
insanların aynı takımda veya aynı proje üzerinde çalıştıkları durum.
(hara o watte hanasu) : Dürüstçe konuşmak
(d o o k i) :şiirkete aynı yıl katılan çalışanlar.
(s e n p a i) : şirkete diğer bir kişiden daha önce katılan çalışanlar.
(k o o h a i) : şirkete diğer bir kişiden daha sonra katılan çalışanlar.
(ishin denshin) : Birisinin aklında olan bir şeyin diğerlerine sözlü
olarak ifade etmeden aktarılması.
(m e n t s u) : Bir kimsenin ünü veya şerefi.
2. Müşteriler/Tüketiciler ve yla
(otokui sama) : Çok önemli bir müşteri veya tüketici.
(o-sewa ni natte iru) : Birinin müşterisine veya iş ortağına takdir
ve şükranlarını sunması.
(kaban mochi) : Patronu nereye giderse gitsin ona eşlik eden ama
patronunun çantasını taşımaktan öte başka hiçbir şey yapmayan asistan;
bir kimsenin rolünü tarif ederken kullandığı bir terimdir.
3. Anlam Belirsizliği
(zensho suru) : Sorun ve meseleleri uygun bir biçimde ele almak
; bu deyim sorunun çözümü için yapılabilecek hiçbir şey olmadığında
bile kullanılır.
(mono wa ii yoo) : Düşünceler çok değişik şekillerde ifade edilebilir
ve bir şeyin siyah veya beyaz olarak anlaşılmasını sağlamak, sizin
onu nasıl ifade ettiğinize b a ğ l ı d ı r .
(m a e m u k i) : Olumlu bir tavır ve bakış açısı
(f u b u n r i t s u) : Sözsüz ifade olunan üstü kapalı olarak üzerinde
anlaşılan kurallar.
(anmoku no ryookai) : Uzun süredir var olan bir ilişkiden dolayı
taraşarın meseleleri madde madde ele almadıkları durum.
[ (to iu koto de ) ato wa y o r o s h i k u (onegai shimasu)] :
Bir görevin yerine getirilmesini rica etmek için kullanılan bir
deyimdir. Fakat bazen tam olarak ne yapılması gerektiği pek açık
olmayabilir.
(tamamushi iro) : Herkesin kendi bakış açısına göre farklı yorumlayabileceği
d u r u m .
4. Herhangi Bir Sonuca veya Yargıya Varmayı Ertelemek için Kullanılan
Deyimler
(yoosu o miru) : Bekleyip olayların nasıl gelişeceğini görmek.
(kentoo suru) : Belli bir konunun üzerinde durmak; bu deyim de hemen
bir sonuca varılmak istenmediğinde kullanılır.
(kangaete oku) : Bir kimsenin belirli bir konu üzerinde çalışmayı
ertelemek niyetinde olduğunu belirtir.
ue no mono to soodan suru) : Temas kurulan kişinin karar verme yetkisi
olmadığından patronuna danışacağı anlamına gelir.
5. rmak Amacıyla Kullanılan Deyimler
(suri awaseru) : Düşünceler farklı olduğunda bir orta yol bulmaya
çalışmak.
(medo ga tatsu) : Geleceğe dair hedeşerin ve planların kabaca ortaya
k o n m a s ı .
(muri o iu) : Birisini gerçekleştirilmesi çok zor olan birşey üzerinde
çalışmaya z o r l a m a k .
(itta iwanai no sekai) : Verimsiz ve kısır bir görüşmenin içine
düşmek.
(te o utsu) : Çok uzun ve zor geçen görüşmelerden sonra koşulları
kabul etmek.
dame oshi suru) : Bir şeyi şimdilik onaylamak veya doğrulamak; olayların
bu arada nasıl geliştiğini dikkatlice izleyerek onun üzerinde ağır
ağır çalışmak.
ni tsutomeru / doryoku suru) : Karşı tarafın isteklerini tam olarak
yerine getirmek için çaba sarfetmek.
6. Dolaylı Olarak "Hayır" Anlamına Gelen Deyimler
(k i b i s h i i) : Zor bir talebe razı olmanın da zor olduğunu
ima eden bir deyimdir.
(-wake niwa ikanai) : Bir kimsenin bir işi yapabilecek yeteneğe
sahip
olmadığını belirten bir deyimdir.
(konkai wa chotto) : Tam bir ret ima eder.
(- s h i k a n e r u) : "Mümkün değil" anlamına gelir.
"Bir durumun dış faktörlere
bağlanması" gibi yan anlamlar da taşır.
(nanshoku o shimesu) : Bir kimsenin bir meseleyi kabul etmekte gönülsüz
o l m a s ı .
(zenrei ga nai) : Bu konuda geçmiş bir örnek yok. (Bu nedenle yapamayız.)
7. Kimin Sorumlu Olduğunu Örtmek Amacıyla Kullanılan Deyimler
(yoginaku sareru) : Sonuçların dış faktörlere bağlı olarak istenmeyen
şekilde çıkması.
shikata ga nai / itashikata nai / yamu o enai) : Vazgeçmekten başka
yol olmayabilir.
(-koto ni naru) : Tartışmanın veya görüşmenin nereye varabileceğini
ima e d e r .
Kaynak: JETRO
|