PAZARA GİRİŞ İMKANLARI VE JAPONYA
Okan
ÖZTÜRK
D.
T. Uzmanı
İthalat
Genel Müdürlüğü
Japonya yılda yaklaşık 420 milyar dolar
değerindeki ihracatı ve 340 milyar dolar değerindeki ithalatı ile Amerika
ve Almanya’dan sonra dünyanın en fazla ihracat ve ithalat yapan üçüncü
ülkesidir. Doğal kaynaklarının son derece kısıtlı olması nedeniyle üretim
için gerekli olan hammadde ve enerji kaynakları ile günlük yaşamda tüketilen
gıda maddelerinin önemli bir kısmını yurt dışından ithal etmek zorunda
olan Japonya, bunun için gerekli olan dövizi temin etmek için ihracat
yapmak zorundadır. Bu nedenle, uluslararası ticarette hem ithalat için
önemli bir kaynak, hem de ihracat için son derece önemli bir pazar olan
Japonya, tüm dünya ülkeleri gibi ülkemiz için de kesinlikle göz ardı edilemeyecek
kadar önemli bir ticari potansiyele sahiptir.
Ancak, Batı’dan son derece farklı toplumsal
özellikleri olan bu ülke ile başarılı bir ticari ortaklık kurmak için;
önce Japonya’nın diğer ülkelere göre farklı olan özelliklerini tam olarak
algılayarak, buna göre yeni ve daha farklı bir hareket tarzı geliştirmek,
ticari konulardaki eyleme ise bundan sonra geçmek gerekir. Çünkü, özellikle
yoğun ticari ilişkilerimiz olan Avrupa ülkeleri ve Amerika için uygulanan
mevcut ticaret politikalarımız, bu ülke için geçerli olmayabilir. Daha
somut bir ifade ile bir Türk firmasının Hamburg’ta veya Paris’te ticari
ilişkiler kurması ile Tokyo’da veya Yokohoma’da ticari ilişkiler kurması
birbirinden son derece farklı olacaktır.
Japonya: Farklı bir ülke
Japonya ile ticaret yapmak isteyen firmalarımızın
önce bilmesi gereken gerçek, ülkemiz ile Japonya arasındaki kültür, gelenek-görenek
ve yaşam tarzı gibi tüketici tercihlerini doğrudan etkileyen derin toplumsal
farklılıkların bulunduğudur. Ayrıca, bu farklılıkların sadece tüketici
tercihlerini değil her kademedeki Japon iş çevreleri ile olan ilişkileri
de doğrudan etkilediğini unutmamak gerekir.
Bu nedenle, Japonya ile ticaret yaparken
başarılı olabilmek için Japonların tamamen farklı olan yapısal özellikleri
hakkında ayrıntılı olarak bilgi sahibi olmak, daha sonra bu özelliklere
dikkat ederek topluma uygun ürünleri üretip, bu ürünleri yine Japon toplumunun
özelliklerine uygun bir şekilde pazarlamak gerekir.
Sofya Üniversitesi öğretim görevlilerinden
Profesör Hideo KİMURA’ya göre; "Dünyada tüm toplumlar tarafından
kabul gören en temel ürünler için dahi Japon halkının tercihleri incelenmelidir.
Örneğin; tanınmış Amerikan firmalarından birisi Japon halkının lezzet
tercihlerini hiç incelemeden Japonya’ya elma ihraç etmek istemiştir. Söz
konusu firmaya göre elma dünya genelinde çok yaygın olarak tüketilen bir
meyvedir. Japon halkı da bu meyveyi raflarda daha çok görmeye başlayıp,
tanıyınca mutlaka sevecektir. Ancak, büyük umutlarla ve çok masraflı kampanyalar
sonucu başlatılan elma ihracatı kampanyası sadece bir uçak dolusu meyve
ile sınırlı kalmıştır. Çünkü, Japonların tadı ekşi olan yiyecekleri tercih
etmediklerini, elma meyvesinin de Japon insanının ağız tadına uygun olmadığını
sonradan anlamıştır. Ancak, yapılan onca masraf, sarfedilen emek ve zaman
boşa gitmiştir".
Japon halkının özelliklerini incelemeden
Japonya ile ticaret yapmak isteyip, başarısız olan firmalara bir diğer
örnek ise, Avrupa’nın önde gelen elektrikli ev aletleri üreticisi olan
dünyaca tanınmış bir Alman firmasıdır. Bu firma Avrupalı tüketicilerin
çok rağbet ettiği elektrikli tıraş makinalarını yoğun bir reklam kampanyası
düzenleyerek, büyük umutlarla Japon pazarına da sunmuştur. Fakat, diğer
batılı ülkelerdeki satış performansının tam tersine bu firmanın ürünleri
Japon pazarında son derece başarısız olmuştur. Bu başarısızlık üzerine,
firma yetkilileri pazara girmeyi hedeflerken yapmaları gerekeni sonradan
yapmışlar, ürünleri ile ilgili olarak tüketici tercihlerini incelemişlerdir.
Ortaya çıkan sonuç ise firma yetkililerini oldukça şaşırtmıştır. Çünkü,
Avrupalı erkekler için ürettikleri tıraş makinaları Japon erkeklerinin
elleri için çok büyüktü. Bu nedenle rahat kullanılamamıştı.
Sonuçta, söz konusu firma Japonya için farklı
boyutta tıraş makinesi üretip, Japonya’ya ihracat yapma kararı aldıktan
ancak iki yıl sonra bu ülke piyasasına girebilmiştir.
Yabancı menşeli ürünler ve Japon insanı
Japon halkının yabancı menşeli ürünlere
bakış açısı 1960’lardan sonra büyük ölçüde değişmiştir. Geçmişte kapalı
bir ekonomiye sahip olan Japonlar, yetersiz yerli üretim sonucu uzun yıllar
toplumsal ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamamışlardır. İkinci Dünya
Savaşı sonrasında, yeni ekonomik politikalar çerçevesinde, her çeşit ithal
ürünün rafları süslemesi ile birlikte yabancı menşeli ürünlere inanılmaz
derecede rağbet etmişlerdir. Bu ürünlerin yerli ürünlere kıyasla daha
kaliteli olduğunu düşünen Japonlar, kendi standartlarına uygun olmasa
da ithal ürünleri yerli ürünlere tercih etmişlerdir.
Örneğin; Amerikan beyaz eşya firmalarının
Japonya’ya ihraç ettiği büyük ebatlardaki buzdolapları, Japon halkının
oturduğu son derece küçük evlere hiç uygun olmasa da Japon tüketicilerinin
yerine tercih edecek kaliteli yerli buzdolapları bulamamaları nedeniyle
mecburen satın alınmıştır.
Bu dönem içerisinde, Amerikalı ve Avrupalı
firmalar Japonya’ya çok kolay ihracat yapmışlar ve Japon iç pazarının
önemli bir kısmını ellerinde tutmuşlardır. Ancak, bu durum çok uzun ömürlü
olmamıştır. Japonya’nın hızlı ekonomik kalkınmasıyla birlikte yerli ürünlerin
de standartları yükselmiş, Japon halkının ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde
üretilen kaliteli yerli ürünlerin piyasaya sürülmesi ile birlikte yabancı
firmaların pazar payı hızla düşmüştür. Buna paralel olarak Japon insanının
toplumsal tercihlerinde kaliteli yerli ürünler lehinde önemli değişiklikler
meydana gelmiş ve toplumun yerli ürünlere olan güveni artmıştır.
Japon toplumunun tercihlerinde meydana gelen
bu değişikliği tam olarak değerlendiremeyen bazı yabancı firmalar geçmişte
çok kolay ihracat yapmış olmanın da verdiği rahatlıkla bu ülkeye geleneksel
ürünlerini ihraç etmeyi sürdürmüşlerdir. Ancak, bu ürünlerin Japonya’daki
pazar payları hızla düşmeye devam etmiş, çok kısa bir süre sonrada pazardan
tamamen silinmişlerdir.
Japon tüketicisi: Son derece bilinçli
Tokyo’nun en büyük mağazalarından biri olan
Mitsukoshi Department Store yetkililerinden Yutaka WAKAMATSU’ya göre;
“Japon tüketicisi Avrupa ülkelerindeki tüketiciden oldukça farklı özelliklere
sahiptir. Bu özellikler arasında en belirgin olanı alış veriş yaparken
çok bilinçli tercihler yapmasıdır. Japonlar için satın alacağı ürünün
kalitesi ve standartları son derece önemlidir. Ürünün fiyatı ise daha
sonra gelir. İthal ürünleri satın alırken genelde Avrupa’da rağbet gören,
kalitesini kanıtlamış markaları tercih ederler. Ayrıca, modayı da yakından
takip ederler. Sonuç olarak, Japonya’ya tüketicinin fazla tanımadığı bir
markayı ihraç etmek oldukça zordur.”
Japon tüketicisinin bir diğer özelliği de
ürün ambalajına son derece önem vermesidir. Basit şekilde ve özensizce
paketlenerek halka arz edilen ürünler içerik olarak kaliteli olsalar dahi
Japon tüketicisinin dikkatini çekmezler. Örneğin Japon kültüründe önemli
bir yeri olan kozmetik ürünlerinin ve banyo malzemelerinin Amerikan tarzı
paketlenmesi halinde Japonya’da alıcı bulması mümkün değildir. Bu tür
ürünlerin Japonya’da talep görmesi isteniyorsa itina ile hazırlanmış,
olabildiğince şık ve zarif paketler içerisinde satılması gerekir.
Ayrıca, Japonya’ya ihracat yapmak isteyen
bir firmanın Japon halkının renk, tat ve koku zevklerinin batıdan son
derece farklı olduğunu da hiç bir zaman unutmaması gerekir. Örneğin; Japon
tüketicisine sarı renk limon çağrıştırır. Limon tadı olan ekşiyi hiç sevmedikleri
için limon tadını ve kokusunu hatırlatan sarı tonlarındaki kozmetik ürünlerinin
veya banyo malzemelerinin pazar payı Japonya’da oldukça azdır.
Japon halkı kendi kültürel miraslarına çok
önem verdikleri gibi diğer toplumların kültürlerine de ayrı bir saygı
duyarlar. Bunun bir yansıması olarak mistik, gizemli ve ait olduğu kültürün
özelliklerini yansıtan ürünler her zaman Japon tüketicisinin dikkatini
çekmiştir. Bu bağlamda, pazara yeni girecek ürünlerin mümkün olduğu kadar
bu konuları işleyen reklam kampanyaları ile tanıtılması son derece faydalı
olacaktır.
Ayrıca, Japon pazarında her türlü ürünün
yer aldığı düşünülecek olursa, pazara yeni sunulan ürünlerin, var olan
benzer ürünlerden daha farklı olduğunu vurgulayan, tüketiciye satın aldığı
ürünün çok özel olduğunu hissettiren tanıtım kampanyaları yapmak gerekir.
Amerikan tarzı yalın ve bu özellikleri yansıtmayan sıradan reklam kampanyaları
ise daha işin başında başarısızlık sebebi olurlar.
Netice olarak, Japonya ile ticaret yapmadan
önce Japon toplumunun Batıdan farklı olan özellikleri hakkında ayrıntılı
bilgi toplamak başarılı olmak için hayati önem taşımaktadır.
Bu kapsamda, yabancı firmaların Japonya
hakkında bilgi toplamak için başvuracakları kaynaklar ise dış ticaretle
ilgili kamu kurum ve kuruluşları, ihracatçı ve ithalatçı firmalar ile
onların oluşturdukları ihracatçı ve ithalatçı birlikleri, toptancı firmalar
ile perakende satış yapan mağazaların yöneticileridir.
Bir zorunluluk: Ticari ortak
Gerekli araştırmaları yapıp Japonya ile
ticaret yapmaya karar veren yabancı firmaların bu ülke hakkında yeterli
bilgi topladıktan sonra ikinci iş olarak kendilerine bu yabancı pazarda
yardımcı olacak bir ticari ortak bulmaları gerekir. Çünkü Japon pazarına
arz edilmek istenilen ürünün satış, dağıtım ve satış sonrası servis hizmetleri
gibi faaliyetlerini üstlenecek, ürünlerin mümessilliğini yapacak bir firmaya
ihtiyaçları vardır. Bu amaçla iyi donanımlı, güvenilir bir yerli firma
veya bu ülkede yoğun ticari faaliyetlerde bulunan yabancı bir firma tercih
edilebilir.
Bu bağlamda, dünya genelinde tanınan Japon
ticari firmaları, ihracatçı veya ithalatçı firmalar, toptancılar veya
Japonya ile yakın ticari ilişkileri olan Wilbur Ellis & Company, William
Kyle & Associates, Dodwel’s veya Swire Groups gibi bu ülke ile köklü
ticari ilişkileri olan bir çok Amerikan veya Avrupa firması da Japon pazarına
girmek için iyi bir ticari ortak olarak düşünülebilir.
Ancak, Japon iş adamları ile temasa geçmeden
önce, onların da bu farklı kültürün bir parçası olduklarını unutmamak
gerekir. Gerçekten de Japon tarzı iş hayatı, alışık olduğumuz Batı tarzı
iş hayatından oldukça farklıdır. Bu farklılığı anlayıp, ilişkilerde ona
göre davranmak başarı için gereklidir.
Japon Tekstil İthalatçıları Birliği Genel
Müdürü Tsuneo KOMURA’ya göre; “Japon iş adamları için ticarette olmazsa
olmaz koşul, karşısındaki ile karşılıklı güven ortamının oluşmasıdır.
Japonlar ticari ilişkilerinin sağlam temeller üzerine oturmasını ve mümkün
olduğu kadar da uzun süreli olmasını isterler. Böyle bir ortam oluşana
kadar sizin ve firmanızın hakkında sizden birçok konuda bilgi isteyeceklerdir.
Kimi zaman bu bilgilerin gereksiz detaylar olarak algılanması, kimi zaman
da şahsa özel bilgiler olarak değerlendirilmesi mümkündür. Ama eğer Japon
iş adamları ile çalışmak istiyorsanız onların bu isteklerine özen göstermeniz
gerekir. Çünkü karşılıklı güven ortamı oluşmadan Japon firmaları ile ticaret
yapmanız asla mümkün değildir.”
Bu durum Japonya ile yeni ticari ilişkiler
kurmak isteyen firmalar için bir dezavantajdır. Çünkü bu şekilde bir güven
ortamı oluşturulması her şeyden önce yoğun bir çabayı ve belirli bir süreyi
gerektirir.
Japon firmaları genelde Batıdaki yaygın
uygulamanın aksine karşılıklı olarak imzalanan kontratların yararına inanmazlar
ve bunu bir formalite olarak görürler. Eğer iki firma arasında karşılıklı
güven ortamı oluşmamış ise bir kağıt parçasına sahip olmanın gelecekteki
ticari ilişkilerinin yolunda gitmesini sağlayacağına da inanmazlar. Hatta
Avrupa ve Amerikan firmalarının yoğun ısrarları üzerine hazırlanan her
türlü detayın yer aldığı batı tarzı uzun kontratları imzalamadan önce
okumak bile onlar için sıkıcıdır. Japon iş adamlarına göre bir kontrat
uzun ve hukuki terimler içeren bir metinden ziyade, iki firmanın birlikteliğini
vurgulayan bir evlilik anlaşması şeklinde olmalıdır.
Japon iş hayatında “kıdem ve hizmet” son
derece önemlidir. Firmaya yeni giren bir eleman göreve en alt basamaktan
başlayıp, kişisel bilgi birikimi, deneyimi ve firmasına olan hizmeti arttıkça
daha üst pozisyonlara yükselir. Bir kişinin kişisel özellikleri ne kadar
üstün olursa olsun en az aynı seviyedeki diğer yöneticiler kadar firmasına
hizmet etmeden direkt olarak tepe yöneticisi konumuna gelmesi mümkün değildir.
Örneğin, Japonya’da bir firmanın genel müdür yardımcısı olmak için firmanıza
en az 20-25 yıl hizmet etmeniz gerekir. Bu nedenle, yabancı firmalarla
iş görüşmesi yaparken genç ve tecrübesiz yöneticilerle karşı karşıya oldukları
zaman onların firmalarını tam yetkiyle temsil ettiklerine inanmadıkları
gibi bu firmaların ciddiyetinden de şüphe ederler.
Japon toplumunun sosyal yapısında tartışmasız
erkek egemenliği söz konusudur. Uzun yıllar toplumu en üst seviyeden imparator
veya askeri diktatör olan “shogun” olmak üzere en alt seviyelere kadar
hep erkekler yönetmiştir. Bu geleneksel yapı eski katı şekliyle olmasa
da bugün dahi hissedilir. Örneğin Japon iş hayatında firmaların üst yönetimlerinde
hep erkek yöneticiler vardır. İş hayatında çalışan bayanlar ise hem oran
olarak erkeklere göre azdır, hem de genelde yardımcı pozisyonlarda görev
alırlar. Zaten iş hayatı da “erkek işi” olarak kabul edilir ve Japon bayanlarına
karar mekanizmalarında fazla rastlanmaz.
Japon firmaları ile iş görüşmesi yapmak
üzere bu ülkeye gidecek heyetlerin Japon toplumunun Batı’dan farklı olan
bu yapısına uygun şekilde teşkil edilmesi karşılıklı iletişimin daha kolay
kurulmasını ve iletişim kurulduktan sonra da firmaların birbirine daha
yakın olmasını sağlayacaktır.
Japonya’ya ihracat yapmak için sadece bu
ülkede bir ticari ortaklık kurmak yeterli olmayacaktır. Buna ilave olarak
Japon kanunlarını ve ticaret hukukunu son derece iyi bilen, bu ülkedeki
zorunlu bürokratik işlemleri zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirebilecek,
uluslararası ticaret konularında da deneyimli yerel bir avukatlık bürosu
ile anlaşma yapmak gereklidir.
Ayrıca, Japon vergi sistemi ve muhasebe
kayıt şekillerinin Batı ülkelerindeki uygulamalardan oldukça farklı olması
nedeniyle deneyimli bir yerel mali müşavirlik firması veya Japonya’da
şubesi olan yabancı bir mali müşavirlik firmasıyla da birlikte çalışmak
mali konularda problem yaşamamak için son derece faydalı olacaktır.
Yapılan karşılıklı görüşmeler sonrasında
anlaşma sağlanıp, bir veya birden fazla firma ile ortaklık kurulduktan
sonra bu firmaların faaliyetleri yakından izlenmelidir. Bunun için de
Japonya’da bir irtibat bürosu kurmak çok faydalı olacaktır. Bu büro sayesinde
sadece anlaşma yapılan firmanın faaliyetleri izlenmekle kalınmaz, ayrıca
pazara sunulan ürünün ticari performansı veya rakip firmaların pazardaki
benzer ürünlerinin performansları da günü gününe takip edilmiş olur. Ayrıca,
söz konusu büro sayesinde anlaşma yapılan firma ile daha kolay ve çabuk
irtibat sağlanabilir.
Başka bir alternatif: Yurtdışında yatırım
yapmak
Japonya’yı hedef pazar olarak seçip, bu
ülkeye yüksek miktarda ihracat yapmayı planlayan ve pazarda kalıcı olmayı
hedefleyen firmalarımızın doğrudan Japonya’ya yatırım yaparak, üretimlerini
bu ülkede gerçekleştirmeleri de söz konusudur. Bu şekilde, hem Japonya’ya
yapılan ihracatta önemli bir harcama kalemi olan taşıma giderleri ortadan
kalkarken, hem de ithalatta uygulanan çeşitli kısıtlamalardan etkilenilmeyecektir.
Ayrıca, Japon firmaları ile ortak yatırım yapmak mevcut ticari riskleri
minimuma indireceği gibi, Japonya’da kullanılan ileri teknoloji, gelişmiş
üretim teknikleri ve işletme bilgisinden yararlanma imkanı doğacaktır.
Zira, bu pazarda daha etkin olabilmek için çok uluslu büyük firmaların
önemli bir kısmı Japonya’da yatırım yapmışlardır.
Diğer taraftan, 1990’lı yıllarda Japon para
birimi “Yen” in aşırı değer kazanması ile birlikte bu ülkede yaşanılan
ekonomik durgunluk ve dünya genelinde her geçen gün artan yoğun rekabet
koşulları Japon firmalarını, özellikle ileri teknoloji gerektirmeyen emek
yoğun üretim kollarındaki tesislerini ucuz iş gücü temin edebilecekleri
Çin Halk Cumhuriyeti, Güney Kore, Tayvan veya Malezya gibi yeni gelişmekte
olan yakın Asya ülkelerine kaydırmaya zorlamıştır. Günümüzde Japonya ileri
teknoloji gerektirmeyen, emek yoğun tüm üretim kollarında bu ülkelerdeki
ucuz iş gücünden istifade etmektedir. Örneğin Japon Tekstil İthalatçıları
Birliği Genel Müdürü Tsuneo KOMURA’nın verdiği istatistiklere göre; Japon
piyasasında satılan tekstil ürünlerinin yaklaşık yüzde 66’sı yurt dışından
ithal edilmekte olup, bunun da yüzde 77’si Çin Halk Cumhuriyeti kaynaklıdır.
Bu bağlamda, özellikle tekstil, konfeksiyon,
ayakkabı ve gıda gibi yoğun iş gücü ihtiyacı olan endüstrilerde ihracat
yapmayı planlayan firmalarımızın ise, Japonya yerine bu ülke ile son derece
yakın ticari ilişkileri olan söz konusu Asya ülkelerinden birinde yatırım
yapmaları daha akılcı olacaktır.
Japon tarzı iş hayatı ve sıkça karşılaşılan
sorunlar
Japon tarzı iş hayatında kamu kuruluşlarının
ayrı bir yeri vardır. Ticaretin her safhasında gerek Uluslararası Endüstri
ve Ticaret Bakanlığı (MITI), Maliye Bakanlığı (MF) veya diğer ilgili bakanlıklar;
gerekse Adil Ticaret Komisyonu (FTC), ithalatçı veya ihracatçı birlikleri
gibi yerel organizasyonlardan her konuda yardım alırlar. Bu nedenle ayrıca
kendilerine hizmet edecek danışmanlık firmalarına ihtiyaç duymazlar. Örneğin
Japon iş adamları dünyanın en büyük hukuk firması ile birlikte çalışırlar.
Bu firma ise “Japonya Devleti” nin kendisidir.
Bu nedenle, Japonya ile ticaret yaparken
ilişki kurulan firmaların, gerek Japon kamu kurum ve kuruluşlarından,
gerekse ticaretle ilgili diğer birlik ve organizasyonlardan her türlü
yardım ve desteği aldıklarını unutmamak gerekir.
Japonya’ya ihracat yapmadan önce bu ülkeye
gönderilmesi planlanan ürünler için önceden pazar araştırması yapmak son
derece faydalı olacaktır. Pazar araştırması yaparken doğru sonuçlara ulaşmak
için mümkün olduğu kadar farklı tüketici grupları ile temas etmek gerekir.
Ancak, pazar araştırmasının doğru sonuçlar vermesi için, kapsamlı ve uzun
süreli kampanyaların aynı zamanda ürünlerin kopya edilmesi riskini doğurduğu
unutulmamalıdır. Çünkü, uzun süreli pazar araştırmalarında tüketici eğilimlerini
öğrenmek için kullanılan numunelerin yerli firmalar tarafından kopya edilerek,
daha önceden Japon pazarına sunulması ihtimali vardır. Bu nedenle kampanya
süresinin ne sizi yanlış sonuçlara götürecek kadar kısa, ne de ürünlerinizin
taklit edilecek kadar uzun olması gerekir.
Japonya ile ticaret yapan yabancı firmaların
karşılaştıkları önemli problemlerden biri de, bu ülke insanı ile iletişim
kurma zorluğudur. Çünkü, ana dili farklı olan insanların anlaşmak için
ortak dil olarak kullandıkları İngilizce, Japonya’da o kadar da yaygın
değildir. Ayrıca, İngilizce bilen Japonların ise ağır bir gramer yapısına
sahip, uzun cümleleri veya karışık deyimleri tam olarak anlamalarını da
beklememek gerekir. Buna karşılıklı konuşma esnasında ortaya çıkan telaffuz
farklılıklarını da ekleyince direkt olarak iletişim kurmak iyice zorlaşır.
Bu nedenle, ticari ilişkilerde mümkün olduğu kadar telefon kullanmamaya
çalışmak, diğer iletişim araçları olan mektup, faks, teleks veya e-mail
kullanırken de olabileceği kadar basit, net ve açık bir İngilizce kullanmak
gerekir.
Yabancı firmaların karşılaşacağı bir diğer
problem ise tarife dışı engeller (nontariffs barriers) dir. Her ne kadar,
ayırımcı bazda tarife dışı engellerin uygulanması Gümrük Tarifeleri ve
Ticaret Genel Anlaşması (GATT) hükümlerine aykırı olsa da, Japon hükümeti,
Amerika ile arasındaki yorum farkı nedeniyle konunun tartışmalı olmasına
rağmen, bu anlaşmanın önsözünü amacına uygun bir şekilde yorumlayarak,
ithal ürünler için insan sağlığı ve çevre ile ilgili çeşitli kısıtlayıcı
tedbirler uygulamaktadır.
Bu engeller arasında ilk olarak son derece
yüksek olan Japon standartlarını sayabiliriz. Çünkü, Japon hükümeti iç
pazarda gereğinden fazla ithal ürün olmasını engellemek ve bu yolla yerli
sanayii korumak için, Batı ülkelerinin uyguladıkları standartlara ilave
Japonya’ya özgü yeni standartlar getirmiştir. Yüksek standartlara konu
olan sektörler arasında motorlu taşıt araçları, tarımsal ürünler, ilaçlar
ve kozmetik sanayi ve spor malzemeleri ilk akla gelen ürünlerdir. Bu ürün
gruplarından ilk anda Japonya’ya ihracat yapmak neredeyse imkansızdır.
Örneğin; kozmetik sanayiinde kullanılan
bir çok yardımcı madde Japon Sağlık Bakanlığı’nca sağlığa zararlı kabul
edilerek, bu maddeleri içeren kozmetik ürünlerinin Japonya’ya ithali yasaklanmıştır.
Ayrıca, bir kısım hammadde için de bu maddelerin nihai ürün içerisindeki
miktarlarına sınırlama getirilmiştir. Bu nedenle, Japonya’ya kozmetik
ürünleri ihraç etmek isteyen firmalar, önce kendi ürünlerinin muhteviyatını
test ettirerek, Japon hükümeti tarafından belirlenen standartlara uygun
olup, olmadığını anlamak zorundadır. Bu işlem ise hem son derece uzun
bir süreç gerektirmekte, hem de önemli miktarda parasal masrafa yol açmaktadır.
Ayrıca, bütün bu çabalardan sonra ürününüz içerisinde yer alan bazı maddelerin
çok küçük farklarla Japon standarlarına uymaması da kuvvetli bir ihtimaldir.
Bu nedenle, Japonya’ya bu ülkenin ithal
ürünlere uyguladığı yüksek standartlarına konu ürünleri ihraç etmeyi planlayan
firmaların bu ülke standartlarına uygun yeni mamuller üretip, daha sonra
bunları ihraç etmeleri kimi zaman daha akılcı olacaktır.
Japon pazarına girmek için önemli bir engel
oluşturan Japon standartları dışında bazı ürün grupları için Japon hükümeti
tarafından uygulanan miktar kısıtlamaları da, bu ülke ile ticaret yapmak
isteyen firmaları zor durumda bırakmaktadır. Nitekim bu ülkeye yapılan
gıda maddeleri ihracatı söz konusu kota uygulamasından oldukça fazla etkilenen
ürün gruplarının başında gelmektedir.
Örneğin; Amerikan portakal üreticilerinin
Japonya’ya sadece Mart ve Ekim ayları içerisinde ihracat yapmasına izin
verilmektedir. Çünkü, Ekim ayından sonra Japon mandalina üreticileri için
üretim sezonu başlamakta olup, sezon Mart ayına kadar sürmektedir. Ayrıca,
bu sınırlamanın dışında kalan zaman diliminde herhangi bir turunçgil için
kota temin edilmesi de oldukça zor ve uzun bürokratik işlemler gerektirmektedir.
Kota temin etmeyi başarıp, ürünlerini Japon
gümrüklerine getiren ihracatçılar bu defa Japon Tarım Bakanlığı müfettişleri
ile karşı karşıya kalacaklardır. Müfettişler tüm parti içerisinde çürük
bir meyve bulsalar veya meyvelerin bir tanesinde mantar ürediğini tespit
etseler, ya da zararlı bir haşaratla karşı karşıya kalsalar sadece bu
meyveyi imha edip, diğerlerinin ülkeye sokulmasına izin vermek yerine,
tamamını geri gönderirler. Ayrıca, söz konusu uygulamalarda bir standart
olmaması da ayrı bir zorluktur. Nitekim, Kobe’deki gümrük müfettişlerinin
bazı uygulamaları, Tokyo veya Narita’daki meslektaşlarından farklı olabilir.
Japon gümrük vergilerinin uygulanma esasları
da yabancı firmalar için bir başka problem kaynağıdır. Çünkü, Japon gümrük
vergileri bir bütün olarak ürünün tamamına değil, ürünün içerdiği maddelere
dayanmaktadır. Bu nedenle, Japonya’ya ihracat yaparken veya numune gönderirken
gönderilen ürünün içeriğinin tam olarak belirlenmesi gerekir. Ayrıca,
üründe yer alan bileşiklerin hangi oranlarda olduğunun da belirtilmesi
şarttır.
Sonuç: İhracat yapmak oldukça zor ama
uzun vadede kârlı
Japon pazarı, gerçekten de en sert ve en
katı rekabet koşullarının yaşandığı dünyanın önde gelen pazarlarından
birisidir. Bu ülkede başarılı olmak için sarf edilen onca kaynağın, zaman
ve emeğin neticesinde moral bozucu küçük bir pazar payı elde etmek veya
ürünlerinizin piyasalardaki taklitleri ile karşılaşmak başlangıçta moral
bozucu olabilir. Ayrıca, pazara yeni girenleri pazardaki yoğun rekabet
koşulları dışında kendine özgü ve diğer pazarlardan oldukça farklı olan
özelliklerinden dolayı bir çok problemin de beklediğini bilmemiz gerekir.
Bu problemleri mümkün olduğu kadar en aza
indirgemek için; Japonya’nın yoğun ticari ilişkilerimiz olan ve koşullarını
son derece iyi bildiğimiz Avrupa ülkeleri ve Amerika pazarından oldukça
farklı özelliklere sahip olduğunu, bu nedenle de geçmişte bu ülkeler için
uyguladığımız geleneksel pazara giriş stratejilerinin Japon pazarında
etkili olmayacağını unutmamak gerekir.
Ayrıca, bu ülkede sadece çok güçlü Japon
firmaları değil, dünya ticaretinde söz sahibi olan çok uluslu şirketler,
önde gelen tüm büyük firmalar ellerindeki sınırsız kaynaklarıyla bizim
muhtemel rakiplerimiz olacaktır.
Bütün bunlar dikkate alındığında ulaşılan
sonuç: “Japonya’ya ihracat yapmak imkansız değil, ama oldukça zordur.”
Bu nedenle, Japonya’ya ihracat yapabilmek
ve bu pazarda kalıcı olabilmek için;
- Bu ülkeye ihracat yapmak kararlılığında
olmak,
- Geleneksel stratejiler yerine Japon pazarına
uygun yeni stratejiler geliştirip, onları uygulamaya koymak,
- Ticari ilişkilerimizi kısa vadeli ve
sadece kar amaçlı olarak değil, karşılıklı güven ortamında ve uzun süreli
olarak görmek,
- Başlangıçta olabilecek muhtemel başarısızlıklardan
olumsuz yönde etkilenmeden, başarı için sabırlı olmak,
- Ne tür engel çıkarsa çıksın onu aşmak
için büyük bir azimle ve yorulmadan çok çalışmak gerekmektedir.
Bazı firmalarımızın yönetim kademelerinde
“Japon pazarında başarılı olmak için harcanacak bu kadar fazla kaynağı
halen ihracat yaptığımız geleneksel pazarlarımızda sarf etmemiz halinde,
daha kısa süre içerisinde ve daha fazla kar elde edilebiliriz” görüşü
hakim olabilir. Ancak, Japon pazarına girerek, bu pazarda kalıcı olmayı
başarmak daha geniş bir perspektifle ele alınmalıdır. Çünkü, kendi alanında
en önde gelen tüm büyük firmaların yer aldığı, son derece dinamik ve oldukça
bilinçli bir tüketici kitlesine hitap eden bir pazara girebilmek ve bu
pazarda kalıcı olmayı başarabilmek oldukça zordur. Bu zor görevi başarabilmek
için geliştirilen yeni ticari stratejiler, kullanılan ileri teknoloji
ve yoğun rekabet sonucu elde edilen ticari bilgi birikimi ise, uzun vadede
firmalarımızın diğer pazarlardaki rekabet üstünlüğünü artıracaktır. Ayrıca,
yeni girilen bu pazarla birlikte faaliyet alanının genişleyip, çeşitlenmesi
firmalarımıza bölgesel ekonomik dalgalanmalardan daha az etkilenme imkanı
tanıyacaktır.
Diğer taraftan, Japon firmalarının uzun
süreli ve kalıcı ticari ilişkileri tercih etmeleri nedeniyle, bir defa
bu pazara girmeyi başardıktan sonra bu pazardaki ticari ilişkilerimizin
gün geçtikçe gelişip artacağını, mevcut ticari ilişkilerimiz sayesinde
de gün geçtikçe daha karlı ve yeni ticari ilişkilerin gündeme geleceğini
unutmamak gerekir. Zira, Japonya pazara girişte son derece zor şartları
olan bir ülke olmasına rağmen, piyasaların istikrarlı olması, firmaların
uzun süreli ve güvenilir ticari ilişkileri tercih etmesi ve halkın gelir
düzeyinin oldukça yüksek olması nedeniyle pazara girdikten sonra oldukça
karlı bir ülkedir. Tüm bu zorluklara rağmen bu ülkede son derece başarılı
olan firmalarımızın da bulunduğunu unutmamak gerekir.
Son olarak; Japonya, büyük ticari hedefleri
olan, karşılıklı rekabetin ve dinamizmin getireceği gelişme ve karlılığın
önemini iyi bilen, istikrarlı ve kalıcı ticari ilişkileri tercih eden
firmalarımızın kesinlikle göz ardı etmemeleri gereken çok önemli bir “dünya
pazarı” dır.
Kaynakça
| Abegglen, C. James,
Stalk George, The Japanese Corporation, Tokyo, Japan,1996
|
| Gakken Co. Ltd., Japan
As It Is, Tokyo, Japan, 1997 |
| Jetro, Export Directory
1999-2000, Jetro Publications, Tokyo, Japan, 1999 |
| Jetro, The Japanese
Consumer, Jetro Publications, Tokyo, Japan, 1996 |
| Keizai Koho Center,
An International Comparison Japan 1999, Japan Institute
for Social and Economic Affairs, Tokyo, Japan, 1999 |
| Kotler Philip, Armstrong
Gary, Marketing An Introduction, Prentice Hall International Inc.,
Fourth Edition, New Jersey, USA, 1996 |
| Zimmerman Mark, How
To Do Business With The Japanese, Charles E. Tuttle Company, Tokyo,
Japan, 1998 |
|