ZEN

Bugün Zen'in çok özel dünyasına
giriyoruz. Zen çok özeldir, çünkü bilincin çok sıradan bir durumudur.
Aslında sıradan zihinler sıradışı olmayı ister; sıradışı zihinler
ise sıradanlığın içinde rahat eder. Yalnızca sıradışı insanlar rahatlamaya
hazırdır ve sıradanlığın içinde dingin durumdadır. Sıradan olanlar
ise aşağılık kompleksi hissederler ve bu aşağılık kompleksi nedeniyle
özel olmaya çalışırlar. Özel olan kişi ise özel olmak için çaba
sarfetmez. O herhangi bir boşluktan dolayı acı duymaz; o tamamen
doludur, taşar, neyse odur.
Zen'in dünyasına hem çok özel, hem
de çok sıradan denilebilir. Dışarıdan bakıldığında bu bir çelişki
gibi görünür. Oysa bu çok basit bir olgudur. Bir gülün, bir lotusun,
bir tutam çimenin özel olma çabası yoktur. Bir tutam çimenden, büyük
bir yıldıza kadar her şey olduğu gibidir -neyse odur. Onlar varoluşlarından
kesinlikle mutludurlar. Bu yüzden herhangi bir kıyas ya da herhangi
bir rekabet yoktur. Herhangi bir hiyerarşik durum söz konusu değildir
-kim alçakmış, kim yüksekmiş bunların önemi yoktur. Aslında kendinin
üstün olduğunu kanıtlamaya çalışan kimse sıradandır.
Herşeyi kabul eden insan neşeli
olur. Böyle birisi şükran dolu olur; varoluşa şükran duyar, bütünlüğe
şükran duyar, bu kişi en üstündür.
Hz.İsa şöyle demiştir; kutsanmış
olanlar bu dünyada sonuncudur, onlar benim tanrımın krallığında
birinci olacaklardır. Burada Hz.İsa değişik bir dil kullanıyor,
çünkü o değişik türden insanlarla konuşuyordu. Bu durum Zen niteliği
taşır... Sonuncu olanlar... Fakat sonuncu olmaya çalışırsanız sonuncu
değilsinizdir, bunu unutmayın.
İşte Hrististiyanların yüzyıllardır
yaptığı buydu; sonuncu olmaya çalışmak ve Tanrı'nın krallığında
birinci olmak. Onlar asıl noktayı kaçırdılar. Sonuncu olmak -çabasız,
sadece basit bir anlayışla 'Ben neysem O'yum. Benim için başka bir
varoluş şekli yok. Başka birisi olamam, başka biri olmaya ihtiyacım
da yok. BÜTÜN böyle olmamı istiyor ve ben böyle rahatım, BÜTÜNün
iradesine kendimi teslim ediyorum...'
Bir Zen ustası asla 'birinci olmalısın'
demez. Fakat Hz.İsa Zen'i bilmeyen insanlarla konuşuyordu. Oysa
Hz.İsa Zen'in ne olduğunu biliyordu. O, Hindistan'a, Ladakh'a, Tibet'e
gitmişti. Hatta Japonya'da bulunduğuna dair hikayeler bile var.
Bu mümkündür, çünkü o bir mistik okuldan diğerine 18 yıl gezdi.
Fakat o bir Yahudi gibi konuşmak zorundaydı.
Yahudiler amaçlarına çok bağımlı
olarak hareket eden insanlardır. Daima bir yerlere ulaşmaya çalışırlar.
Hintliler de amaca bağımlı insanlardır. Bu yüzden Buda'yı anlayamadılar.
Buda Çinliler tarafından en iyi anlaşıldı. Bundan dolayı Çinliler
çok ruhani, dindar değildir -çünkü bir insan ruhani, dindar ise
onun bir amacı vardır: Öteki dünyaya ait bir amaç. Bir yerlerde
özel olmak isteyen bir insan, bu hayatta olmazsa gelecekte, burada
değilse ölümden sonra, dünyada değilse cennette bunu hedefler.
Cennet, amaca bağlı insanların bir
hayalidir. Böyle insanlar eğer ölümün ötesinde bir amaç varsa dindar
olabilirler. Eğer bir amaç varsa, herşeyi feda etmeye hazırdırlar.
Kısacası onlar gerçek dindar olmazlar -din, onların anlayışı, neşesi,
varoluş yolu değil, arzularıdır. Din, onların derin düzeyde tekrarlanan
ego oyunudur.
...
Zen konusunda anlaşılması gereken
ilk şey, amaca bağımlı olmamaktır. Zen, burada, şimdide olan yaşam
yoludur. Zen, manevi dünyanındiğer sıradan algılanışlarından bir
diğeri değildir. O ne manevi, ne de maddidir. İkisinden de ötedir.
Bu veya öteki dünyaya ait değildir, iki dünyanın büyük bir sentezidir.
Zen ustaları çok sıradan yaşarlar,
herkes gibi. Fakat sıradışı bir yoldadırlar. Tamamen yeni bir bakışla,
büyük bir zariflikle, muazzam bir hassaslıkla, uyanıklıkla, gözlem
dolu olarak, aşkın ve saf bir bilinçlilik halinde ve o anda yaşarlar.
Zen'de hiçbir şey ne kutsal, ne de dünyevidir. Herşey BİRdir, ayrılamaz
BİRdir.
...
Zen çok pragmatik ve pratiktir.
O, dünyadan el etek çekmeyi aptalca bulur. Onun yerine şöyle der:
'Dönüş! Neredeysen orada ol, fakat yeni bir yolun içerisinde ol.
Bu yeni yol nedir? Rekabetçi olma. Rekabetçilik dünyasal olmaktır.
Bu, dünyasal yaşamakla ya da dağlara çekilmekle ilgili bir sorun
değildir. Mağaralara yerleşebilirsin, fakat diğer mağaralarda başka
azizler varsa, rekabet yine olacaktır.
Bir zamanlar bir Hintli aziz tarafından
davet edildim. Bir hata olmalıydı, çünkü benim düşünce yolum hakkında
bir fikri yoktu. Ama beni davet etmişti, neşelendim, 'Bu iyi bir
fırsat' dedim ve oraya gittim.
İlk olay birbirimize tanıştırıldığımızda
başladı. Hintli aziz, altın bir tahtta oturuyordu, yanındaki daha
küçük bir tahtta ise başka bir Hintli rahip oturmaktaydı. Diğer
rahipler ise yerde oturuyorlardı.
Hintli aziz bana şöyle dedi: "Benim
yanımdaki ufak tahtta kim oturuyor, merak ediyor olmalısın. O yüksek
mahkemenin baş hakimiydi. Fakat öylesine manevi bir insan ki, bu
görevinden vazgeçti, dünyadan, yüksek maaşından, statüsünden ve
gücünden vazgeçti. Benim öğrencim oldu. Öylesine alçakgönüllü ki,
hiçbir zaman benimle eşit düzeyde oturmadı."
Ben devam ettim: "Çok alçakgönüllü
olduğunu görebiliyorum. Sizden daha ufak bir tahtta oturuyor, ancak
diğerleri de yerde oturuyor! Eğer o gerçekten alçakgönüllü ise,
yere bir çukur kazmalı ve orada oturmalı, tabii ki gerçekten alçakgönüllü
ise. Ama bu durumda, o sadece size karşı alçakgönüllü, diğerlerine
karşı ise çok kibirli."
Gözlerinden öfke kıvılcımları çıkıyordu.
Her ikisi de çok kızmıştı, bir süre ne diyeceklerini bilemediler.
Ben devam ettim: "Alçakgönüllüğünüzü görüyorsunuz, ikiniz de
kızdınız. Bu adam da hala yerinde oturuyor. Eğer o gerçekten alçakgönüllü
ise, tahtına yapışmasın, aşağı insin ve hemen bir çukur kazsın.
O zaman tabii ki yeni bir rekabet olacak. Diğerleri daha büyük ve
derin çukurlar kazacaklar. En alçakgönüllü olan en derin çukura
girmeye çalışacak."
Daha sonra Hintli azize şöyle dedim:
""O, sadece senin ölmeni bekliyor, ölür ölmez senin yerine
geçecek. Şu anda yarı yolda. İçinden şöyle dua ediyor, 'Yaşlı bunak
, dilerim en kısa zamanda ölürsün!' O zaman başka birisi ufak tahta
oturacak ve böylece o, bu kişiyi alçakgönüllü olarak tanıtacak.
Bir de şu var, eğer ufak tahtta oturan alçakgönüllü, sen nesin?
Sen ondan daha yüksek bir tahtta oturuyorsun! Eğer mesele yüksek
veya alçak yerde oturmaksa, tavandaki örümcek ne olacak? O daha
yüce olmalı, çünkü senden daha yüksekte. Veya gökyüzünde uçak kuşlara
ne demeli?
Aslında siz bu yolda hiçbir şeyden
vazgeçmiş değilsiniz. Hala yeni isimlerle eski aptallıkları taşıyorsunuz.
Sadece isimler değişti, ama eski rüyalar hala devam ediyor, eski
arzular, eski egolar hala güçlü bir şekilde sürüyor. Herhangi bir
tapınağa gidebilirsiniz, ama aynı rekabet orada da olacaktır."
Zen, şöyle der: 'Hayatın içinde
ol, hayatta yanlış bir şey yoktur. Eğer bir şey yanlışsa, o sizin
bakış açınızdan dolayıdır. Gözleriniz bulutlu, bilincinizin aynası
tozlu. Onu temizleyin, daha fazla berraklık yaratın.'
Rekabet ortadan kalkarsa, dünyadasınızdır,
ama dünyadan değilsinizdir. Eğer tutkular yok olursa, terk edilmesi
gereken bir dünya da kalmaz. Fakat bu şekilde tutkular ve rekabet
nasıl yok olabilir ki? Biz ona yeni yollar yaratıyoruz. Birisi sizden
daha fazla para, öteki ise daha fazla erdem kazanmaya çalışıyor.
Fark nedir? İkisi de aynı arzudur, aynı rüyadır, aynı uyku durumudur.
İnsanlar rüyalarının peşinde koşuyorlar, rüyalar değişiyor ama onlar
asla uyanmıyorlar. Rüyalar değişir, fakat siz bu rüyada, ya da o
rüyadasınızdır, kendinizi karanlıkta kaybedersiniz. Aydınlanmak,
rüyaları değiştirmek, eski bir rüyadan başka bir rüya durumuna geçmek,
eski rüya yerine yeni bir rüya yaratmak değildir.
...
...
Sufizm spekülasyonlarda bulunmaz.
Oldukça gerçekçi, pragmatik ve pratiktir.Ayakları yere basar, soyut
değildir. Buna rağmen herhangi bir dünya görüşü yoktur. Ve bir sistem
olmadığından dolayı da bilgiyi sistematize etmez.
Bir sistem, varoluşu tamamıyla açıklar.
Sufizm bir sistem değildir; varoluş için bir açıklaması yoktur,
varoluşun gizlerine giden bir yoldur. Hiçbir şeyi açıklamaz, yalnızca
gizleri gösterir. Sizi gizemin içine yollar. Sufizm varoluşun sırrını
çözmez. Tün sistemler bunu yapar; tüm işleri gizemi ye harikaları
yok ederek bilinmeyeni bilinir kılmaktır. Sufizm sizi bir harikadan
diğerine götürür, harikalar diyarının derinliklerine.
Bir sistem değildir, çünkü hiçbir
şey hakkında hiçbir zaman tam bir açıklama vermez. Yalnızca çok,
çok ufak ipuçları, içgörüler verir. Dönüp dolaşıp aynı yere gelmez,
felsefe yapmaz; sürekli hikayeler, anekdotlar, mecazlar, deyişler
ve şiirler ortaya koyar. Bir metafizik değil, mecazdır. 'Ay'ı işaret
eden parmaktır. Parmağı analiz ederek 'ay'ı anlayamazsınız, ama
içtenlikle o yöne bakarsanız, 'ay'ı görürsünüz.
Sufi hikayeleri felsefi değidir.
İnce ipuçları ve fısıltılardır. Doğal olarak, sadece içtenlikle
ve empati ile dinleyenler, güvenle kalplerini açıp teslim olmaya
hazır olanlar Sufizmin ne olduğunu anlayabilirler. Yalnızca sevebilenler
Sufizmin ne olduğunu anlayabilir.
Mesajı nedir? Mantıklı bir analiz
değildir, ama Zen kadar mantıksız da değildir. Sufizm, mantıklı
olmanın bir uç, mantıksız olmanın ise diğer bir uç olduğunu söyler.
Sufizm ortalarda bir yerdedir, ne mantıklı ne de tamamiyle mantıksız.
Sağa ya da sola yatmaz. Saçma değildir. Sokrates gibi mantıklı değildir,
ama Bodhidharma gibi mantıksız da değildir. Bodhidharma ve Sokrates'in
farklı göründüklerini, ancak yaklaşımlarının aynı olduğunu söyler.
Aslında Bodhidharma Sokrates'den daha mantıklıdır; zaten bu yüzden
mantıksızlığa kayar. Eğer mantık çizgisini izlemeye devam ederseniz,
eninde sonunda mantığın bittiği yere gelirsiniz, ama yolculuk devam
eder. Bodhidharma, tüm yolu gitmiş ve mantığın bittiği ama hayatın
devam ettiği sınır çizgisine gelmiş olan Sokrates'dir. Bodhidharma
farklı görünür, ama yaklaşımı Sokratesçidir - entelektüeldir. Zen,
entelekte çok karşıdır, ama entelekte karşı olmak da entelektüel
bir davranıştır. Zen, felsefe karşıtıdır, ama felsefe karşıtı olduğunuzda
da felsefi olursunuz -sizin felsefeniz de budur. Sufizm uçları reddeder,
ortadakini seçer, tam ortadakini.
Zen'deki anahtar kelime 'dikkat'tir,
Sufizm'de ise 'yürek'. Zen zihne karşıdır, ama zihnin ötesine zihinle
geçer. Sufizm zihne karşı değildir, zihne tamamen kayıtsızdır. Sufizm
yüreğe yoğunlaşmıştır; kısacası zihni umursamaz. Evet, Sufi'de de
bir aydınlanma olur. Eğer Zen'deki aydınlanmaya satori, zihin-uyanıklığı
dersek, Sufi'deki aydınlanmaya da 'yürek-uyanıklığı' denilebilir.
Sufi'nin yolu aşığın yoludur, Zen yolu ise savaşcının, samurayın
yolu.
...
Sufizm bir dünya görüşü değil,
görmektir. Dünya görüşü olduğunuz yerde sayıyorsunuz demektir; bir
felsefeye, gerçekle ilgili belli açıklamalara inanırsınız. Aynı
kalırsınız, değişmezsiniz. Dünya görüşü sizi biraz bilgilendirir,
daha bilgili olursunuz.
Görmek ise sizi dönüştürür. Ancak
dönüştüğünüzde, yaşamın başka yüksekliklerini ve derinliklerini
deneyimlediğinizde, görebilirsiniz.
Sufizm bir görüdür. Aslında 'Sufizm'
demek doğru değildir çünkü bir 'izm' değildir. Sufiler 'Sufizm'
demez; bu başkalarının verdiği bir addır. Onlar tasavvuf derler,
bu bir aşk görüşüdür, gerçeğe aşk ile yakınlaşmaktır. Varoluş hakkında
düşünen kişi biraz muhaliftir çünkü varoluşu bir sorun sanır - sanki
varoluş ona meydan okuyordur ve o da buna karşılık veriyordur, sırrı
çözmelidir, gizemi yok etmelidir. Savaşır.
Sufi der ki: "Biz ve varoluş
biriz. Varoluşla kavgaya lüzum yok. Gönlünü al, birleş, davet et,
sev, arkadaş ol ve varoluş sırlarını kendisi açacaktır."
Sufizmin bir sistem olmadığını söylemiştim,
çünkü tüm sistemler sınırlama getirir, çevrenizde birer hapishane
oluşturur. Sufizm özgürlüktür. Belli bir sisteme inanmanızı söylemez.
İnançtan değil, güvenmekten bahseder.
Sufizmin bir felsefe olmadığını
söylemiştim, ama felsefe karşıtı da değildir. Yalnızca felsefeyi
ve felsefe karşıtı olmayı umursamaz. Es geçer, kayıtsızdır. Der
ki: "Gerçek varken ne diye kelimelerle uğraşayım? Suyu içmek
varken ne diye suyla ilgili teorilere kafa patlatayım? Güneşe çıkıp
güneş ışınlarıyla dans etmek varken ne diye teorilerle boğuşayım?
Otantik bir şey yaşamamak niye?"
Felsefe dönüp durur; hep bir şeyler
hakkındadır. Hiçbir zaman gerçeğin özüne dokunmaz. Gerçek hakkında
düşünür ama gerçek hakkında düşünmek gerçeği yalancı çıkarmaya çalışmaktır.
Gerçek düşülmesi değil karşılaşılması gereken bir şeydir. Gerçek
inanılmamalı, yaşanmalıdır. Gerçek bir sonuç değildir, bir kıyaslama
süreci ile gerçeğe ulaşamazsınız. Gerçek ortadadır! Gerçek sizsiniz,
ağanlardır gerçek, kuşlardır gerçek, güneştir, aydır. Gerçek her
yerde ve siz gözlerinizi kapıyorsunuz ve gerçeği düşünüyorsunuz?
Düşünce yoldan çıkarır.
Düşünmeye gerek yok. Yaşayın onu!
Gerçeği yalnızca yaşayarak bilebilirsiniz.
Kaynak: "Zen Yolu/Tasavvuf
Yolu"ndan
>Tavsiye ettiğimiz ürünler<
'Eğilimimiz bahçede toprağın kendisi
ile değil orada yetişen şey ile ilgilenmektir. Fakat iyi bir
hasat almak istiyorsak, toprağı zenginleştirmeli ve onu iyi
işlemeliyiz'. Zen felsefesini, basit gözünüzün önünde bulunan
güzelliklerin farkına varmayı, sadece ve sadece kendi zekanızı
keşfetmeyi istiyorsanız Zen yaşam tarzı birebirdir...
Bu felsefeyi oldukça anlaşılır biçimde anlatan bir yayın. (Amazon
5*)
|
|
|