Taoizm

Lao-Tzu (604 BC)
"Yaşlı Filozof"
Pisagor'un Tanrı'ya giden yolu araştırdığı, Buda'nın
Dharma'yı yaydığı dönemde, bir üçüncü usta da Çin'de aydınlanmaya
hizmet etmekteydi: "Tao Te Ching" öğretisi ile Lao Tzu.
İsminin kelime anlamı "yaşlı-genç" olan
Lao-Tzu, "Yaşlı Filozof" olarak da bilinir.
Lao-Tzu insanın doğası gereği "iyi" olduğunu,
kötülüğün ise arzular, tatminsizlik ve hırs gibi sapmalara yol açan
uyumsuz sosyal etkileşimler ve aktiviteler sonucunda ortaya çıktığını
savunur. İnsan doğasına ve yaşamın anlamına ilişkin öğretisi, ideal
insanı simgeleyen "bilge"nin tanımlanmasına yöneliktir.
Lao-Tzu'nun "bilge"si gündelik konularda tarafsız kalır.
O, su gibidir, herşeyi besler ama onlarla çatışmaya girmez. (Lao-Tzu
öğretisinde, rekabetin ve hırsla çabalamanın yıkıcı etkisi her fırsatta
vurgulanır. ) Bilge, bebek gibidir -- tüm potansiyeli ile sade ve
mütevazı. O, erdemi temsil eder; dünyayı, insanı ve özdeki düzeni
sever.
Ona göre, bilge kişi iyiyi ve kötüyü aynı olumlu
tavırla karşılar. Mal-mülk peşinde değildir, asıl kazancı verici
oluşu ve verirken karşılık beklememesidir. Fazlalıklarla, gösterişle,
abartıyla ilgisi yoktur.
Lao Tzu'nun düşünceleri temelde siyasi değildir,
ancak sıkca medeniyetin tuzaklarına dikkat çeker ve kanunların sadece
suçlular yaratmaya hizmet ettiğini savunur.
"Tao Te Ching" Lao Tzu'nun tek yapıtıdır
ve öğretisinin gelecek nesillere aktarılması gerektiği yönünde,
öğrencisi Yin Hsi'nin ısrarları üzerine yazılmıştır. Kitap iki bölümden
oluşur: ilk 37 kısım Tao (YOL), 38'den sonraki kısım ise Te (ERDEM)
üzerinedir. Tao Te Ching'de dini ve ruhani dogmalara rastlanmaz,
ama bir "yol" kavramı işlenmiştir. Bilgelik ve erdem öğretisi
olan Tao Te Ching'in iletmek istediği mesaj basittir: Lao-Tze, yaşamın
doğal ritmini vurgular ve insanlara özdeki sadeliği yaşama aktarabilmeleri
yönünde öğütler verir. Gurur ve gücün akılsızlığına, sessizliğin
bilgisine dikkat çeker.
Taoculuk veya Yol
insanlar
kendilerini dünya ile
yeryüzünü cennet ile
cenneti YOL ile
ve YOL'u da doğal oluş ile
belirlerler.
-- Laozi (Lao Tzu)
Daodejing (Tao te ching), #251
Tanınmış bir Çin antropologa göre[2] “Çin dini, takipçilerinin sosyal
panoramasına ayna tutar ve bakış açısının genişliği ölçüsünde farklı
anlamlar içerir.” Aynı şey Taoculuk veya Taoizm olarak anılan dağınık
gelenek için de geçerlidir. Taoculuk, izdeşlerinin tarihsel, sosyal
veya kişisel konumlarını yansıtan pek çok farklı biçimde anlaşılmış
ve uygulanmıştır. Bu çeşitlilik, geleneğin dışındaki biri için akıl
karıştırıcı olsa da, Taoculuğun Çin’deki yerine belli bir esneklik
kazandırmıştır. Bu sayede Taoculuk, yaşamın karmaşasının yol açtığı
spiritüel boşlukları dolduracak yönde evrimleşme imkanı bulmuştur.
Taoculuk için “öteki YOL” demek de mümkündür, çünkü
Çin imparatorluğundaki kurumlar ve uygulamalar için etik ve dini
bir temel teşkil etmiş olan Konfüçyus geleneğiyle kendi tarihi boyunca
yan yana varolmuştur. Taoculuk, kökten bir değişim yaratmasa da,
Konfüçyuscu yaşam ve düşünce biçimine bir dizi alternatif sunmuştur.
Ancak bu alternatifler birbirini tümden dışlayan bir nitelik taşımıyordu.
Aslında Çinlilerin büyük bir çoğunluğu için Konfüçyusculuk ile Taoculuk
arasında bir seçim söz konusu değildi. Bir kısım pedantik Konfüçyus
taraftarı ve bazı tutucu Taocular dışında, Çinli kadınlar ve erkekler
kişiliklerinin ve zevklerinin paralelinde veya yaşamlarının farklı
fazlarında her ikisini de uygulamayı yeğlemişlerdir.
Laozi (‘Yaşlı Usta’, İ.Ö. 5.yy), Daodejing’in (YOL
ve YOL’un gücü üzerine ölümsüz bir yapıt) isimsiz editörü ve Zhuangzi
(İ.Ö. 3.yy) tarafından formalize edilmiş olan klasik Taocu felsefe,
kadim zamanlara ait bir doğaya tapınma ve kehanet geleneğinin gelişmiş
bir yorumuydu. Büyük bir sosyal karmaşa ve dinsel şüpheciliğin (bknz.
Konfüçyanusculuk hakkındaki makale) egemen olduğu bir dönemde yaşayan
Laozi and Zhuangzi, dünyadaki her oluşumun ve değişimin gerisinde
yatan, özü bilinmeyen ama tezahürleriyle gözlenebilen, tüm yaratılışın
ve gücün kaynağı olan Dao (Tao --YOL) kavramını geliştirdiler. Dao’da
ve doğada, yaşama spiritüel bakışın temelini ve gündemdeki sorunun
yanıtını bulduklarına inandılar: Dengeli, birlik içinde ve kalıcı
sosyal bir düzen nasıl sağlanır?
Laozi and Zhuangzi, doğadaki düzen ve uyumun, devletin
gücüyle veya insan bilgisiyle geliştirilmiş kurumlardan çok daha
dengeli ve sürekli olduğuna dikkat çektiler. Onlara göre doğru bir
yaşam, ancak Dao ile uyum içinde, yani doğal, sade ve kolay bir
yaklaşımla mümkündür.
İlk Taocular doğal düzenle uyumlu yaşama sanatını
öğretmeyi hedeflediler. ‘Eylem’e yaklaşımlarını, doğayı gözlemle
tasarladıkları ‘wuwei’ (eylemsizlik) kavramıyla ifade ettiler. Taocu
bilge, eğitimi ve etik anlayışıyla bir model teşkil eden Konfüçyuscu
öğretmenden farklıydı. Zhuangzi'nin bilgeleri çoğunlukla kasap veya
marangoz gibi esnaf sınıfından oluşuyordu. Alçakgönüllü esnaflar,
sanatın gizini ve yaşama sanatını idrak etmişlerdi. Ustalıklarını
ve yaratıcılıklarını gereğince icra edebilmeleri için, içsel bir
konsantrasyon geliştirmeleri ve maddi kazanç, ün, unvan gibi dışsal
kaygılardan arınmış olmaları gerekiyordu. Sanatsal süreç, tıpkı
yaşam gibi, toplumun insani değerlerini değil doğanın yaratıcı yolunu
takip ediyordu.
Çin tarihi boyunca, sosyal aktivizmden yorulan ve
beşeri kazanımların anlamsızlığını fark eden insanlar, dünyadan
el-etek çekerek doğaya dönmüşlerdir. Doğal güzellikle iç içe olmak
özlemiyle şehirlerden uzak, kırlık veya dağlık bir bölgeye yerleşirlerdi.
Doğanın yaşamsallığının merkezinde yatan yaratıcı gücü hissetmek
adına şiir okur, şiir yazar veya resimle uğraşırlardı. Arada sırada
arkadaşlarıyla veya ender de olsa eşleriyle, güz yapraklarının veya
ay ışığının güzelliğinde şarap içmeye çıkarlardı.
Ütopik Çin yazılarında da sıkça Taocu göndermelere
rastlanır. Tao Qian'nın (T'ao Ch'ien, İ.Ö. 372?-427?) ünlü "Şeftali
Çiçeğinin Baharı” adlı eserinde, asırlar önce savaşın yerle bir
ettiği bir bölgeden kaçan ve o günden beri sınırlarının ötesindeki
tarihin karmaşasından habersiz, mükemmel bir sadelik, uyum ve barış
içinde yaşayan pastoral bir toplumu tesadüfen keşfeden bir balıkçının
öyküsü anlatılır. Ütopyacılar kalması için ne kadar ısrar etse de,
balıkçı deneyimini arkadaşlarıyla ve lokal bir yöneticiyle paylaşmak
için bu toplumdan ayrılır ve bir daha asla dönüş yolunu bulamaz.
Balıkçı, ideal dünyanın dışsal değil spiritüel bir yolculuğun ürünü
olduğunu, ütopyanın bir zihin hali, bir tavırlanmadan öte olmadığını
anlayamamıştır.[3]
Taocu fikirler ve imgeler, Çinlilerde güçlü bir
doğa sevgisi, dinlenmek ve yenilenmek adına arada sırada günlük
sıkıntılarından doğaya sığınma alışkanlığı yarattı. Ama Taoculuk
aynı zamanda sağlık, huzur, canlılık ve hatta ölümsüzlük gibi doğrudan
fiziksel yaşamı olumlayan konularda da esin kaynağı oldu. Laozi
and Zhuangzi kadim doğaya tapınma kültürünü ve ezoterik sanatları
yeniden yorumlamışlardı; ancak iş, Dao’nun bilgisini yaşamı besleme
ve yaşam süresini uzatma gibi alanlarda kullanmaya gelince, geleneksel
yöntemlere başvurmaktan çekinmediler. Bazı Taocular “ölümsüzlük
adası”nı aradılar, bitkiler veya kimyasal karışımlarda ölümsüzlüğün
sırrını bulmaya çalıştılar. Ama daha ziyade sağlıklı yaşam adına
bitkisel ilaçlarla yaptıkları deneylerle eczacılık disiplininin
gelişmesine büyük katkıları olmuştur. Makrobiyotik beslenmenin ve
diğer bazı sağlıklı diyetlerin prensiplerini buldular; bedeni genç
ve güçlü tutmak adına jimnastik ve masaj yöntemleri geliştirdiler.
Taocular hem gizil ilimlerin, hem de ilkel bilimin takipçileriydiler
ve Çin kültürünün doğayı en çok inceleyen ve doğayla deneyler yapan
bir öğesi oldular.[4]
Bazı Taocular ruhların doğaya (bedenin hem dışındaki,
hem de içindeki doğal dünyaya) nüfuz ettiğine inanırdı. Dinsel bakış
açısıyla, belli bir form taşımayan bu ruhlar Dao’nun tezahürleriydi.
Taocu panteon, gelişimiyle paralel olarak gitgide daha fazla cennet
ve cehennemdeki emperyalist bürokrasiyi yansıtmaya başladı. Cennetsel
bürokrasinin başındaki yorgun imparator, doğal alemin çalışmasından
ve ahlaksal adaletin idaresinden sorumlu ruhları yönetmekteydi.
Cennetteki tanrılar, insanın dünyasındaki memurlar gibi davranmakta
ve böyle değerlendirilmekteydiler. Tanrılara ibadet, laik otoriteye
karşı takınılması gereken tutumun bir provası gibiydi. Bunun yanı
sıra, cehennemdeki şeytanlar ve hayaletler ise fiziksel alemdeki
zorbalar, haydutlar ve tehlikeli yabancılar gibi algılanıyordu.
Onlara rüşvet veriliyor ve ruhsal bürokratların milis güçleri tarafından
ritüellerle yakalanıyorlardı. [5] Dünyasal yönetimde fazlaca etkin
olamayan sıradan insanlar ise dertlerden uzak kalmak, sağlıklı,
varlıklı ve uzun yaşamak adına ruhlara tapınmayı seçiyorlardı.
İnisiye edilmiş bir Taocu rahip için tüm tanrılar
Dao’nun tezahürleriydi. Önemli ruhların isimlerini, rütbelerini
ve güçlerini bilmek, meditasyon ve imgeleme yöntemleriyle onları
yönlendirebilmek için gerekli eğitimden geçmesi gerekirdi. Meditasyonunun
amacı, bu ruhları uyumlamak ve Dao ile yeniden bir olmalarını sağlamaktı.
Ancak, yalnızca eğitimli izdeşler rahibin dahil olduğu kompleks
teolojik sistem hakkında bir fikir sahibi olabilirlerdi. Bu yüzden
özel ritüeller iki aşamadan oluşurdu:
(a) rahibin meditasyonu ile yönlendirilen ve ancak
eğitimli sınıfın katılabildiği rahip seviyesi;
(b) daha düşük rütbeli Taocu asistanların yönettiği
ve tiyatrosal bir nitelik taşıyan, halka açık dramatik ritüeller.
Bu ritüeller, kılıçtan merdivenlere tırmanmak, fenerler yakmak veya
yüzdürmek biçiminde görsel aktivitelerle içrek manayı aktarmayı
hedefliyordu. Aynı ritüel, bir teolog için süptil metafizik-mistik
bir kurgu sunarken, sıradan seyirci için ise görsel dramatik bir
yapı taşımaktaydı.[6]
Taoculuk aynı zamanda edebiyat, tiyatro ve folklorik
öykülerde önemli bir motif teşkil etmiştir. Toplum içinde para ve
ün peşinde koşmayan “tuhaf” kişiler, Konfüçyuscu değerleri ve ödülleri
reddettikleri için genellikle “Taoist” olarak nitelenirdi. Edebiyatta
da Taocular “tuhaf” kişilerdi, ruhsal kazanımlarını sembolize eden
gizil, büyülü güçleri vardı. Şifa verirler, gençlik ve canlılık
yollarını bilirler, geleceği tahmin edebilir ve kişilerin ruhlarını
okuyabilirlerdi. Onlar aynı zamanda ahlaksal adaletin hizmetkarları
olarak tasvir edilirlerdi – hatalar için cennet ve cehennemdeki
Taocu tanrıların belirlediği kesin ve katı cezalar vardı ve hiçbir
günahkar bundan kaçamazdı. Bir yandan, farklı değerler ve yaşam
biçimleri benimsemiş olmaları ile toplumsal yapıda muhalif bir tavır
sergilerken, diğer yandan ise katı ahlaksal adalet anlayışları ile
toplumun mevcut değerlerini destekleyen bir konumları vardı. Taoculuk,
“öteki YOL”du, ama toplumsal uzlaşmayı tehdit etmemekteydi. Bir
anlamda Taoculuk, toplumsal baskılara karşı bir çeşit emniyet sübabı
veya alternatif fikirler ve değerler için tamamlayıcı bir kanaldı.
Çinli komünistler, Taoculuk kaderci, pasifist ve
yeniden yapılanmaya zarar veren bir unsur olarak gördüler. Çin Halk
Cumhuriyeti, geleneksel bitkisel ilaçların kullanımı gibi kökeni
Taoculuğa dayanan bazı pratik sanatları yaşatmaya özen gösterdi.
Daha geniş bir açıdan ise, Taoculuğun politik arenadaki çatışmalardan
bir kaçış işlevi gördüğü imparatorluk döneminden bu yana, günümüzde
“Dörtler Çetesi”ndeki aşırılığa bir reaksiyon olarak ortaya çıkan
politik rahatlamanın, Çin Maoizminde Taoist bir fazı temsil ettiği
söylenebilir.
Notlar:
1. Wm. DeBary’den adapte edilmiştir. Sources of Chinese Tradition
(New York,: Columbia University Press, 1960, I: 56)
2. Arthur P. Wolf, "Gods, Ghosts, and Ancestors",
Religion and Ritual in Chinese Society (Stanford: Stanford University
Press, 1974, p. 131)
3.Cyril Birch, Anthology of Chinese Literature (Vol.
1, New York: Grove Press, 1965, pp. 167-168)
Bu antoloji dinsel tavırlanmayı başarıyla yansıtan
pek çok şiir, biyografi, makale ve öykü tercümesi içermektedir.
Okullar için faydalı bir kaynak.
4. Joseph Needham, Science and Civilization in China
(Vol. 2, Cambridge: Cambridge University Press, 1956, pp. 33-164)
5. Arthur P. Wolf, "Gods, Ghosts, and Ancestors",
Religion and Ritual in Chinese Society (Stanford: Stanford University
Press, 1974, p. 131-182)
6.Michael Saso, Taoism and the Rite of Cosmic Renewal
(Pullman: Washington State University Press, 1972)
Kaynak: Judith A. Berling(Çeviri: Güneş Davenport)
|